10 Nisan 2020 Cuma

İşe Yarar Bir Şey


İzlediğim filmlerde kendimi görebildiğim anlar varsa o filmleri doğal olarak daha çok seviyorum. İlk sahne. Haydarpaşa Otogarı. DTD logolu dev saat, defalarca açıp kapadığım, dinlenme salonlarına girip çıktığım o ahşap, ağır kapılar, içerde insanların geceyi geçirmek için yatak olarak kullandığı oturaklar, kalorifer petekleri, yıllarca oturulan, fotoğraflar çekildiğimiz, İstanbul'u izlediğimiz o merdivenler, tren saatini beklerken her detayını ezberlediğimiz bir mekan.

Yıllarca Fenerbahçe maçlarına trenle gidip geldim. Son tren 23:50'deydi. İç Anadolu Mavi Treni. Bir çok İzmitli için unutulmazdır. Çok yolculuk etmiştir. Haydarpaşa'dan en son kalkan tren buydu. Bazen bu trene yetişmek için Şampiyonlar Ligi maçlarından erken çıktığım da oldu, normal maçlardan çıkıp gezip eğlendiğimiz için keyfi bu treni beklediğimiz de oldu. Tabii o zamanlar öğrenciyiz. Arabayla gitme şansımız yok, otobüs ücretleri de makul değil. Biraz da trenin keyfini seviyoruz.

''Yemekli vagonda servisimiz başlamıştır.'' Filmin hemen başlarında böyle bir cümle duyduk. Yemekli vagon. Orada da çok kez oturduk. Hem tren dolu olduğundan yer yok diye, hem keyfi bira içmek için, hem yemek için, hem de masalı mis gibi ortam olduğu için. Filmi izledikten sonra bilgisayardan hemen maç fotoğraflarına baktım. Orada da bir çok fotoğrafımız varmış.

Film böyle başlayınca beni doğal olarak içine çekti. Daha sonra Leyla ile Canan'ın oturup bira içip, köfte yiyip sohbet ettikleri anlar, gece boyunca yapılan yolculuk, arada gelip yanlarına oturan diğer yolcular ve filmin konusu olan muhabbet. Leyla'nın Canan'ın anlattıklarından dolayı ona yakınlık kurup kendini kaptırması ve onunla bir yola çıkması, beraber Yavuz'un evine gitmeleri, Yavuz'un evinde bana göre kusursuz şekilde geçen 25 dakikalık muhabbet film için ''iyi'' demem için yetti. Film o muhabbet sonrası bitse de bu filme iyi derdim. Zaten açıkcası o 25 dakikalık sekans filmi öyle bir yere getirdi ki filmin kalanından aynı keyfi almadım. Ancak dediğim gibi o bölüme kadar olan anlar ve o bölüm kusursuzdu. En az Bir Zamanlar Anadolu'da, en az Kış Uykusu'nda, en az Kız Kardeşler filmlerinde sevdiğim sekanslar kadar mutlu etti beni.

Bu film için kimseye ''izle mutlaka'' demem, diyemem ancak benim hayatımda izlediğim en iyi yerli filmler arasına girdi.

Yiğit Özşener'in sesi ve oyunculuğu, Başak Köklükaya'nın müthiş oyunculuğu, Öykü Karayel'in adeta öğrenci olduğunu her saniye hissettirdiği anlar, İzmir manzaraları, tren yolculuğu ve kişisel olarak geçmişim... Filmin yönetmeni Pelin Esmer gerçekten işe yarar bir şey yapmış...

6 Nisan 2020 Pazartesi

Ladri Di Biciclette


Geçim sıkıntısı ve işsizlikle boğuşan bir ailenin şahane bir hikayesi. Bisiklet Hırsızları. Son dönemde izlediğim filmlerinin hepsinin iyi çıkmasına bayılıyorum. Tabii bunun nedeni geçmişten beri IMDb en iyi 250 film listesindeki filmlerin neredeyse tamamını seyretmemiş olmam. Aslında hayatım boyunca az film seyretmedim ancak genelde hep gündem filmlerini izleyip geçmiş filmlere bakmıyordum. Bu sene başı ile beraber bu listeyi bitirme isteğimden izlediğim filmler de genelde iyi çıkıyor.

Ailenin babası rolünde Antonio iş bulma kurumu önünde geçirdiği günlerin birinde bir iş haberi ile mutlu olur. Ancak bu iş için bisiklet ihtiyacı vardır. Ellerinde para olmadığından çaresizlik içinde beklerken ailenin kadını Maria evdeki çarşafları götürüp satmaya karar verir ve bu sayede ellerine bisiklet parası geçer. O an yaşadıkları mutluluk görülmeye değer. Ancak ilk iş gününde çalışırken bisikletinin çalınması sonrası Antonio ve oğlu Bruno bisikleti aramaya başlar. Polise gider, ikinci el bisiklet satış yerlerini gezer ancak bulamazlar. Böyle bir günde Roma-Modena maçı oynanırken çaresizlik içinde başka birinin bisikletini çalma düşüncesine girer...

Filmin bir sahnesinde radyoda Roma-Modena, Bari-Milan maçlarının oynanacağı söyleniyor. Ancak film 1948 senesinin filmi. 1946/1947, 1947/1948 ve 1948/1949 sezonlarında bu takımların aynı hafta birbirleri ile oynadıkları maçlar yok. Modena taraftarlarının kornalarla şehri gezdiğini düşünürsek film Modena'nın lig üçüncüsü olduğu 1946/1947 sezonunda ya da lig altıncısı olduğu 1947/1948 sezonunda çekilmiştir.1948/1949 sezonunda ise Modena 2 kusursuz seneden sonra küme düşüyor.

Antonio ve Bruno'nun yemek yedikleri sahne şahaneydi. Ailenin babası bu kadar sıkıntılı bir zamanda oğlunu mutlu etmek için şık bir restorana yemeğe götürür. Orada istedikleri yemekleri yemek isterler. Ancak Antonio orada bile hesap yapmaya koyulur. Bruno ise mutludur. Yediğini arka masadaki çocuğa gösterip hava atmak için elinden geleni yapar. Tabii diğer çocuk ona hava atarken Bruno'nun tabağı hep boştur. Bruno yemek yerken ise çocuk ona bakmaz. 

Filmden nedense Canım Kardeşim havası aldım. Türk sinemasının en özel filmlerinden biridir. Hem ufak çocuk detayı, hem iyi bir müziği olunca insan ister istemez böyle bir ruh haline bürünüyor.

Genel olarak hayatımda izlediğim en iyi siyah-beyaz filmlerden biri oldu diyebilirim. Tabii daha izlemem gereken çok film var...

5 Nisan 2020 Pazar

Casablanca


Yine bir kült film, yine yeni izledim. 1942 yapımı siyah-beyaz bir film daha. 2.Dünya Savaşı sırasında Fas'ın Kazablanka kenti kaçıp gelen avrupalılar ile renkli bir hayata bürünür. Zaman zaman sıkıntılar olsa da insanlar günlük hayatta eğlenip, içip, kumar oynayıp vakit geçirirler. Zenginlerin ve parası olanların her türlü yolunu bulacağını bu filmi izleyince bir kez daha görüyoruz.

Filmin benim için en güzel 3 sahnesi; Rick ve IIlsa'nın ofisinde konuştukları sahne, son uçak havalanma sahnesi ve La Marseillaise söylendiği sahne. Özellikle filmlerde böyle sahneler unutulmaz oluyor. Bu filmde de karşı tarafı bastırmak için birden coşkuyla söyleyen La Marseillaise benim için filmin en iyi anlarından biriydi. Neden bilmiyorum ama bu marşı çok seviyorum.

Rick Blaine aşırı karizmatik. IIsa Lund da çok güzel.

1942'de yapılan, bir çok ödül alan bu kült filmi izleyin diyecek kadar kendimi kaybetmedim. Gerçekten çok iyi filmmiş. IMDB listesine göre de tarihin en iyi 50.filmiymiş.

4 Nisan 2020 Cumartesi

Our Daily Bread


1934 yapımı şahane bir film. Sadece 1 saat 14 dakika. Ekonomik sıkıntılar yaşayan ve bir türlü iş bulamayan John Sims ve eşi Mary Sims sürekli gelen borçlulardan, ev sahibinden sıkıldığı günlerin birinde amcalarının bıraktığı çiftliğe yerleşmeye karar verirler. En azından kimseyle uğraşmadan, huzur içinde hayat yaşarız derler. Öncelikle yanlarına bir aile gelir ve çiftliği beraber yönetmeye karar verirler. Ancak ilerleyen günler tahtalara yazdıkları yazılarla işsiz insanları çiftliğe davet ederler. Onlarca insan gelir. Berber, puro satıcısı, ütücü, tesisatçı, marangoz, kemancı, taş ustası gibi meslek sahipleri gelir. Ve bir arada yaşamaya başlarlar. Çiftliği hep beraber ayağa kaldırırlar. Kendilerine evler yaparlar, tarlayı ekerler. Kemancı çocuklara ders verir, berber herkesi traş eder, para işlerinden anlayan kasaya bakar... Bir gece yarısı çiftiğe gelen Sally adında bir kadın huzursuzluk yaratsa da kısa sürede her şey normale döner. Yağmurun yağmadığı, tarlaların iyice kuruduğu günlerin birinde ise tüm çiftlik sakinlerinin kenetlenip su getirme çabası ise ''birlikten kuvvet doğar.'' sözünü bize net şekilde gösterdi.

Özellikle insanların bir araya geldiğinde neler yapabileceğini, her şeyi başarabileceğini, hayatlarına rahat şekilde devam edebileceğini anlatan bu filmi çok sevdim.

İnternette hakkında Türkçe çok bilgi olmayan bu filmi MUBİ üzerinden izledim. Belki de hayatımın sonuna kadar unutmayacağım.

3 Nisan 2020 Cuma

Journal D'un Curé de Campagne


Diary of a Country Priest ya da Bir Taşra Papazının Güncesi. Yeni görev yaptığı kasabada halk tarafından dışlanan, bunun yanında hayatına devam eden ve kendi davranış ve inançlarını sorgulayan bir papazın hayat hikayesini anlatıyor. 1951 yapımı film. 1936 yılında Georges Bernanos'un kitabından uyarlandı. 

İnsanın yalnızlığını, çaresizliğini, zor günlerini ve ''tanrı beni terketti'' cümlesi kuracak kadar yaşadığı bunalımı anlatan bir film. 

Normalde çok fazla siyah-beyaz film izlemiyorum ancak bu filmi soluksuz izledim. 

2 Nisan 2020 Perşembe

Korona Sonrası Futbol


Alanyaspor-Trabzonspor, Galatasaray-Gaziantep FK, Manchester City-Liverpool, Sevilla-Barcelona, Real Sociedad-Real Madrid, Dortmund-Bayern Münih, Kasımpaşa-Fenerbahçe, Napoli-Roma, Lazio-Milan bu hafta Cuma ile Pazar arasında oynanması gereken ancak korona virüs nedeniyle oynanmayacak maçlardan bazıları.

Tüm dünyayı etkisi altına alan korona virüs yüzünden her gün yüzlerce insan ölüp, yüzlerce insan hastalığa yakalanıp, yüzlerce insan yoğun bakımlara mahkum olup, yüzlerce insan işinden olup, yüzlerce insan açlık ve sefaletle boğuşurken burada futbol konuşmak ne derece doğru bilmiyorum da insanın kafa dağıtma ihtiyacı da oluyor. Bu da bazen bir şey dinleyerek, bazen bir şey izleyerek, bazen bir oyun oynayarak, bazen bir challenge yaparak ya da bir şeyler okuyarak oluyor. Bazen de bir şeyler yazarak.

Futbol dünyasından son gelen habere bakarsak Belçika federasyonu sezonu iptal edip lider durumdaki Club Brugge'ü şampiyon yapacakmış. Elbette herkesin bu konuda bir tercihi olabilir ancak ben bu konuda ayrılıyorum.

Futbolcuların tekrardan futbola zor adapte olacağı söylense de bu hastalık tamamen geçtiği takdirde bir şekilde sezonları bitirmek gerektiğini düşünüyorum. Sonuçta tüm sezon mücadele eden takımlar bir yere kadar gelmişler, bir yere kadar mücadele etmişler. 

Şahsi düşüncem Ağustos mu olur, Eylül mü olur bilinmez ligler bir şekilde bitirilsin. Buna göre transfer sezonları değişsin. Ve yeni sezon başlangıç tarihleri revize edilsin. Haftada 1 maç yapan ülkeler bazen haftada 2 maç yapsın, yerel kupalar iptal edilsin ya da tek maça dönüştürülsün, gruplar ortadan kalksın. Yani devam eden sezonların da bir sonucu olsun. Başlamamış sezonlar üzerinden bir karar almak bana daha sağlıklı geliyor.

Elbette direkt çıkıp ''Ligler iptal, bu sezonu saymayıp yeni sezona başlıyoruz'' diyenlere de saygım sonsuz ancak ben sezonun eksik kalmasının bir çok kişiyi daha da üzeceğini düşünüyorum. Yine de önümüzdeki günler ne getirecek bekleyip göreceğiz.

1 Nisan 2020 Çarşamba

Annie Hall


1977 senesinde çekilip, 1978 oscar ödül töreninde en iyi film dahil 4 oscar ödülü kazanan Annie Hall sadece Woody Allen'ın değil, sinema tarihinin en özel filmlerinden birisi. Komedyen Alvy Singer ile ünlü şarkıcı Annie Hall'in ilişkisini anlatıyor.

Güzel diyaloglar, güzel aşk, sevgi. 43 yıl önce çekilmesine rağmen ilişkilerin değişmediğini bu film boyunca gördük.

Arkadaş olarak ayrılık, gülerek o günleri anmak. Herkes yaşamak ister.

Woody Allen ile Diane Keaton o dönem gerçekten de sevgiliymiş.

Woody Allen filmi 4 ödül almasına rağmen Hollywood protestosu sebebiyle törenlere katılmamış. Bu arada film kategorisinde Star Wars, yönetmen kategorisinde Steven Speilberg, George Lucas gibi isimlerin önünde ödüle ulaşmış. Diğer filmleri izlemediğim için ödülü bu isim ya da film almalıydı diyemiyorum tabii.

Tanışma anları, yaşadıkları masum diyaloglar.

Güzel kıyafetler, güzel evler, güzel sokaklar.

Diane Keaton filmde çok güzelmiş. Şu an 74 yaşında. Woody Allen ise 85 yaşında.

31 Mart 2020 Salı

Capharnaüm


İyi film izlediğim zaman mutlu oluyorum diye blogda defalarca yazdım. Bu sefer Kübra sayesinde yaşadım bunu. İnsan kötü geçirdiği zaman ''Keşke izlemeseydim bu filmi.'' diyor ancak ayırdığı zaman iyi geçince, izlediği film sonrası yerinde donup kalıyorsa, her saniyede filmi yaşıyor, hissediyorsa o film izleyen için unutulmaz oluyor ve insanı mutlu etmeye yetiyor. Ben film eleştirmeni değilim. Zaman zaman süslü kelimelerle filmi anlatabilirim. Sinematografik açıdan iyi, renkler çok iyi kullanılmış, cast seçimi çok iyi, sahne geçişleri gayet yerinde şeklinde yorumlar yapabilirim. Ancak bu hissettiğim duyguyu yansıtmaz. Ben genelde burası kişisel bir sayfa olduğundan ne düşünüyorsam, hissediyorsam onları yazıyorum, yazmaya çalışıyorum. Zaten iyi ya da kötü yazmak gibi bir amacım yok. Kendime miras bıraktığım bir sayfa burası.

Arkadaşım bu filmi önerdiğinde elbette dram olduğunu biliyordum ancak film hakkında pek bir bilgim yoktu. Filme böyle başladım. 

Filmin yönetmeni Nadine Labaki. Nadine Labaki Lübnanlı kadın yönetmen. Aynı zamanda oyuncu. Bu filmde de oynuyor. Film Lübnanlı çocuk Zain'in yaşadığı hayatı anlatıyor. Ailesinin baskılarından, şiddetinden, yaptıklarından bunalıp evi terkediyor ve sokaklarda yaşamaya başlıyor. Akıllı olması ve cesareti ile hayatta kalmayı başarıyor. Ancak hayat Zain için hem çok zorlu, hem çok acımasız. İnsanın kaderi peşine bırakmıyor. Zain için aynı şeyler geçerli. Ne kadar normal bir hayat istese de olmuyor. Ve bize unutulmaz bir 2 saat izletiyor.

Film boyunca zaman zaman ağlayıp, zaman zaman çaresizlik karşısında isyan edip, zaman zaman gerçekleri hatırlayıp üzülüp, zaman zaman da yaşananlar karşısında şok olup izliyorsunuz. 

Mülteci sorunu, çocuk yaşta evlilik, sefalet, açlık, cahil aileler filmde anlatılan konular.

Filmin en güzel olayı gerçeklik. Filmi hissediyorsunuz. Her saniye bunu görüyorsunuz. Filmin içine giriyorsunuz.

Gerçeklik derken filmin başrol oyuncusu Zain. Zain Al Rafeea. Suriyeli mülteci bir çocuk. Savaştan kaçıp Lübnan'a gidiyor. Nadine Labaki'ye ekibi oyuncu seçimleri esnasında bir video ile Zain'i izlettiriyor. Ve elbette hemen karar verip rolü bu çocuğa vermeye karar veriyor. Filmin bu kadar gerçekci olmasının nedenlerinden biri de Zain'in adeta gerçek hayatını oynuyor oluşu. Çok büyük oynamış. Şu an ailesi ile beraber Norveç'te yaşıyor. 2004 doğumlu. Şu an 16 yaşında. Bir çok ödülü var.


Film 2018 yılında Nuri Bilge Ceylan'ın Ahlat Ağacı'nın da aday olduğu Cannes'da en iyi film adaylarından biriydi. 

Oyuncular ilk kez bir sinema filminde yer almışlar.

Filmi izledikten sonra insan olmaz olsun böyle bir dünya diyor. Sayıları gayet az olan çocuklar sokakta eziyet çekiyor, aç kalıyor, istismara uğruyor, hor görülüyor, ölüyor. Ancak insanlar olarak hepimiz bu çocukları görmezden geliyoruz. Bu da bizim ayıbımız.

Filmin bir çok mesajı var ancak herhalde en güzel mesajı net; Bakamayacaksanız, çocuk yapmayın.

Üzülmek, ağlamak, acı çekmek istiyen varsa bu filmi izlesin.

''Ebeveynlerimden davacıyım. Yetişkinlerin beni iyi dinlemesini istiyorum. Çocuklarına bakamayan insanlardan bıktım. Ben dünyaya neden geldim? Küfür etsinler, dövsünler, tekmelesinler diye mi? Zincirle, hortumla ya da kemerle dövsünler diye mi? Duyduğum en güzel laf ''Siktir, orospu çocuğu, defol, gözüm görmesin.'' Hayat köpek pisliği gibi. Ayaklarımdaki pabuçlardan bile pis! Cehennemde yaşıyorum. Yemek için ölebileceğim bir tavuk gibi pişiyorum. Hayat çok kötü! İyi bir adam olacağımı umuyordum. Saygı duyulan, sevilen. Ama Allah bunu istemiyor. Paspas olalım istemiş, ayaklar altında çiğnenmek için.''

29 Mart 2020 Pazar

Sonbahar


''Hayata Dönüş Operasyonları'' sonrasında cezaevinden serbest bırakılan Yusuf köyüne annesinin yanına gider. Hastalığı sebebiyle ömrünün sonuna gelen Yusuf köyde yaşamaya başlar. Sadece hayatının bir kaç ayını göreceğimiz Yusuf yakın arkadaşı Mikail, annesi, aşık olduğu Eka. 

''Her daim düşleri peşinde koşan sabırsızlık zamanının güzel çocuklarına.''

Filmin bir final sahnesi var ki, tüyler diken diken desem az olur. Bu film hakkında çok şey yazmak istiyorum ancak bir yandan da hiçbir şey yazmak istemiyorum. Çok çok iyi bir film. Sadece son final sahnesi bu filme iyi demem için yeterli.

İzleyin. Ben film uygulaması Mubi üzerinden izledim.

Onur Saylak, Megi Koboladze, Serkan Keskin başrollerde. Hepsi kusursuz oyunculuk sergilemiş. Bazı filmler sonrası karakterleri gidip o köyde bulabileceğimi hissediyorum. Şimdi gitsem sanki Serkan Keskin'in canlandırdığı Mikail marangozda çalışıyor.

Serkan Keskin'in içinde olduğu yapımların çoğunun şahane olması? Çok büyük oyuncu.

Söz verdiği bisikleti alması...

İnanılmaz bir şarkı. Dinleyin.

Görüntü yönetmeni ders vermiş. Kusursuz.

Müthiş Karadeniz doğası. 

Filmin yönetmeni Özcan Alper'in röportajını da okuyun. Link.

22 Mart 2020 Pazar

Modern Love


Son zamanlarda izlediğim en iyi dizi. Kübra sağ olsun. New York Times gazetesinin her pazar yayınlanan ''Modern Love'' köşesine gelmiş gerçek hikayelerin diziye uyarlanmış hali. Binlerce hikaye arasından ilk sezon 8 bölüm seçilmiş. 8 bölümde farklı. 8 bölümde yaklaşık 30 dakika civarı ve net şekilde hikayeyi bizlere anlatıyor.

İlk bölümde babası olmadan çocuğunu doğurmak zorunda kalan Maggie ve yaşadıkları anlatılıyor. Maggie'ye büyük destek veren Guzmin, İkinci bölüm çift hikaye var. Julie ve Jooshua'nın nefis aşkı ve evlenip bir akşam oturup yemek yiyen, sohbet eden ve birbirini unutamayan Michael ve Emma, üçüncü bölüm bipolar hastası Lexi ile Jeff'in hikayesi, dördüncü bölüm boşanma sürecindeki Sarah ve Dennis'in hikayesi, beşinci bölüm bir geceyi bir hastanede geçirmek zorunda kalan Yasmine ve Rob'un hikayesi, altıncı bölüm babasının yerine koyduğu Peter'ı ve ona çok başka bir sevgi besleyen Maddy'nin hikayesini, yedinci bölüm birbirine aşık iki erkeğin evlat edinme sürecinde yaşadıklarını ve son bölümde bir koşuda tanışan yaşlı çift Margot ve Kenji'nin hikayesi.

Böyle yazınca bir kez daha diziyi izlemiş gibi oldum. Bazen üzücü, bazen mutlu, bazen kötü biten aşk hikayeleri, sevgi hikayeleri, sıcak hikayeler. 

En beğendiğim 3 bölüm; 2, 5 ve 6.

Son bölümün son anlarına bayıldım. Akan hayatta herkesin bir rolü var. Herkes bir şekilde hayatına tutunmak istiyor. Bazısı mutlu oluyor, bazısı gülüyor, bazısı ağlıyor. Yine de herkesin bir şekilde yolu kesişiyor.

Çalan müzikler de çok iyi. Şuradan dinleyebilirsiniz.

İlk sezonunu Amazon Prime üzerinden izledim. İkinci sezonu da geliyor.

Hikayesi iyi dizileri izlemeyi seviyorum. Belki kendinizden de bir şeyler bulabileceksiniz. Tavsiye ederim.

16 Mart 2020 Pazartesi

Contagion


Contagion. Salgın. İçinde bulunduğumuz durumun nasıl olduğunu daha net anlamak için bundan iyi film izleme şansımız yok. Kamu spotu gibi bir film. Olayın ciddiyetini anlmayanlara zorla izlettireceksin. Virüsün başlangıcı, insanların yaptıkları, hastalık süreçleri, ölümler, iş ciddiye bindiği zaman sokakların durumu, tedavi süreçleri... Gerçekten normal zaman izlesem belki bu kadar etkilenmezdim ancak dediğim gibi Korona etkisi olunca tam konsantre izledim.

Film hem bugünleri anlatıyor, hem iyi konu. Marion Cotillard, Matt Damon, Laurance Fishburne, Jude Law, Kate Winslet, Bryan Cranston, Jenifer Ehle, Gwyneth Paltrow gibi iyi bir oyuncu kadrosu var.

Hastalık ciddi boyutlara ulaştığında panikleyen halk, yağmalar, dükkanlara saldırmalar.

Yarasa ve domuz ile başlaması? 

2011 yılında 2020 konusuyla film. Çok acayip.

1 saat, 45 dk. Bence bir an önce izleyin. Pişman olmazsınız.

14 Mart 2020 Cumartesi

Harekete Geçmemiz Lazım


Fenerbahçe Konyaspor'a 1-0 mağlup oldu ve zaten havlu attığı sezona bir eksi daha koydu.

Öncelikle bu bir maç yazısı değil. Sadece belli şeyleri yazmak için bloga not düşmek istedim.

7 maçtır kazanamıyoruz. 2002/2003 seonunda 8 Mart ile 9 Mayıs arasında toplam 9 maç galibiyet alamamıştık. Ali Koç ve yönetimi olumsuz anlamda bir kez daha tarihe geçti.

Elbette herkesin hatası var ancak hataların en büyüğü Fenerbahçe yönetiminin. 24.hafta sonunda teknik direktörünü kovan Fenerbahçe son 10 hafta hocası olmadan çıkamaz. Öyle ya da böyle şampiyonluk şansın sürüyor, avrupa kupaları şansın sürüyor, Türkiye Kupası'nda yarı finale çıkmışsın. Ancak sen hiçbir adım atmayıp sadece kötü gidişatı izliyorsun. Galibiyet primi açıkla, ceza açıkla, kadro dışı bırak. Ne olursa olsun bir adım at. Ancak sessiz kalma. Sportif Direktör mevkisi devam edecek diyorsan Sportif Direktör getir. Hoca çalışmalarına başlasın. 

Evet bu sezonun bu noktaya gelmesinin en büyük nedenlerinden birisi hakemler ancak Fenerbahçe öyle bir futbol sergilemeye başladı ki sezon hakemler anılmadan bitecek. Zaten hakemlere çok takıldığımız da söylenen düşüncelerden. 

Geçen hafta Zajc oynasın, Mehmet oynasın, Deniz oynasın diyenler bu hafta takımda kimse kalmasın diyor. Hiç kimse samimi değil. Herkes bir anlık gaza gelme, üzüntü hali ile cümleler kuruyor. Bu da bize zarar veriyor. Umarım Ali Koç ve yönetimi taraftarı çok dinlemez.

Fenerbahçe iyi hoca ile bu oyuncularla bile bu ligde başarıya gidebilir. Bir kaç hafta önce ligin lideri Başakşehir karşısında kusursuz oyun, şahane galibiyet alan bu kadroydu. Oradan bu noktaya gelmemiz sadece oyuncu kalitesi ile açıklanamaz. Oyuncuları motive etmek, edebilmek lazım. Yani öyle herkes gitsin diyecek bir durum yok. Evet en az 4-5 ilk 11 adamı lazım ancak Fenerbahçe'nin öyle takımı yenileme gibi lüksü yok, zaten gerek de yok.

Fenerbahçe'nin Konyaspor karşısında alacağı galibiyet 2.7 milyon tl'ydi. 135 bin Fener Ol mesajına eşit. Yani Fenerbahçe Fener Ol kampanyasında gösterdiği mücadeleyi bu maçta gösterse belki de o kampanyadan çok daha fazla para kazanmış olacaktı.

Fenerbahçe'nin borçlarının bitmesi, düzlüğe çıkması için sportif başarı lazım. Sportif başarı gelmesi için de mücadele, kaliteli kadro, kaliteli hoca, kaliteli yönetim lazım. Başarı gelmeden borçlar kapatılmaz. 

Mücadeleyi 0 isabetli şut ile tamamladık. Tarihi rezillik.

İşin özeti Fenerbahçe yönetimi bir an önce ne planladığını açıklayıp harekete geçmek zorunda. Şu hoca gelsin, şu oyuncu gelsin, şu kişi sportif direktör olsun, şu oyuncular gitsin gibi bir durum söz konusu değil. En azından benim için. Fenerbahçe ne istediğini bilmediği için hangi hoca ya da oyuncular gelirse gelsin geleceği parlak olmaz. O yüzden en büyük görev Ali Koç ve yönetiminin.

Ali Koç ve yönetimi demişken gerekirse bir an önce Ali Koç kongre kararı alıp yönetimi yenilemeli. Belki de yönetim etkisiz kalıyor.

Sezonun devamında artık tek bir hedef kaldı. Türkiye Kupası'nı alarak avrupa kupaları katılım hakkı elde etmek. Eğer onu da başaramazsak Fenerbahçe için gelecek günler karanlık olmaya devam edecek. Sadece katılımın bile ciddi paralar getirdiği bir ortamda bu bizim için çok önemli. Seneye oyuncu transfer ederken bile faydasını görürüz.

Fenerbahçe ile üzülmeye devam ediyorum. Umarım bir an önce adımlar atılır ve mutlu günlere ulaşırız.

11 Mart 2020 Çarşamba

Fenerbahçe 2 Denizlispor 2


Fenerbahçe 2 Denizlispor 2. Maça giderken bu kez yeneriz herhalde desem de sonuca şaşırmadım. Çünkü Fenerbahçe futbol takımı sezonu kafa olarak bitirdi. Artık haftaların geçmesini bekliyorlar.

İzmitten Kadıköy'e tren sayesinde ulaşımın ne kadar rahat olduğunu bir kez daha yazayım.

Maç öncesi arkadaşlarla Yoğurtçu Parkı'ndaydık. Havanın sıcak olmasına rağmen bir Mart ayı maçı park çok daha coşkulu olabilirdi. Fenerbahçe'nin havlu atması tüm heyecanı öldürdü.

Maça 1 saat kala stadyuma girdim. Yine sevgili Atilla Nesioğlu sayesinde maçı çok iyi açıdan, locadan takip ettim. Girişi de çıkışı da çok rahat. Koltuklar, açısı, hemen yanımızdaki tv'den pozisyon tekrarı. Zenginler için hayat gerçekten çok kaliteli yaşanıyor.

Mücadele hakkında gerçekten hiçbir şey yazmak istemiyorum.

Yıllardır Kadıköy'e, Kocaelispor maçları için İsmetpaşa'ya, ya da deplasmana gidiyorum bu kadar takımdan uzak ev sahibi takım taraftarları ile uğraşan taraftar kitlesi görmedim. Denizlispor tribünleri maç başından sonuna Fenerbahçe ile ilgilendi. Evet zaman zaman iyi bağırdılar. Hatta asla beklemediğim şekilde doldurmuşlar tribünü ancak böyle tribün yapmak gerçekten bana hiç doğru gelmiyor.

Denizlispor deplasmanında da tribündeydim, bu maçta da. Denizlispor deplasmanında çok daha iyi tribün yapmıştık. Kadıköy'de tribünlerin performansı her geçen maç daha da düşüyor.

Beraberlik golüne fazla mı sevindik?




Yoğurtçu Parkı'nda duvarlar yenilenmiş. Hemen fotoğraflarını çektim.


Fenerbahçe için sezonun kalanında tek hedef kaldı. Türkiye Kupası'nı almak. Alamadığı takdirde Fenerbahçe bir sezon daha avrupa kupalarından mahrum kalacak. 

Haftaya Konyaspor deplasmanı yine eziyet olur.

Formula 1: Drive to Survive


Formula 1'e hayatımın bir bölümü büyük ilgi gösterdim. Tüm yarışları seyreder, dergiler alır, fotoğraflara, haberlere bakardım. Hatta Formula 1 ve motor sporları bir dönem aktif olarak görev aldığım yerler oldu. Türkiye Grand Prix'inde pist hakemi olarak görev yapmış, pistte girmediğim yer kalmamıştı. Araçların içine bile oturma şansı elde etmiştim. Ancak yıllar geçtikçe bu ilgi azaldı ve hatta kayboldu. Son 2 sene izlediğim yarış sayısı 3 değildir. Ancak Netflix'in bu belgeseli ile beraber şu an yeni sezonu büyük bir merakla bekliyorum.

Toplam 20 bölümü yayınlanan ve 2018 ve 2019 Formula 1 sezonlarından şahane detaylar sunan belgeselin her bölümünü keyifle izledim. Bazı bölümlerinde aşırı zevk aldım. 

Bu belgesel sayesinde şu an tüm pilotlara sempati besliyorum. Daniel Ricciardo, Carlos Sainz, Pierre Gasly, Sergio Perez, Alex Albon, Nico Hülkenberg gibi zirveden uzak pilotlar bile büyük renk katıyor. Ve hatta sanırım bu tarz isimler bu tarz belgeseller için daha uygun. Hamilton gibi isimler daha soğuk, az diyalog kuruyor. 

Geçen sezon yarış sonuçlarını bilmediğimden tüm yarışları izlerken büyük heyecan duydum. Hatta acaba yarışları bilsem bu kadar büyük heyecan ve keyif duyar mıydım?

Pilotların yanında takım direktörlerinin de ne kadar stres altında olduklarını gördük.

Günther Steiner büyük şovmen. Belgeselin en iyi isimlerinden birisi.

En beğendiğim bölümü S02E06.

Umarım 3.sezon gelir.


2 Mart 2020 Pazartesi

Kocaelispor 3 Karşıyaka 2 / Maçta Yaşananlar


Öncelikle çok mutluyum. Kocaelispor'un bu kadar dolu tribünlere oynaması beni mutlu ediyor. Bu yazıyı yazmadan blogda geçmiş Kocaelispor yazılara baktım. Gerçekten bazı maçlar tribünlerde soğuk ve yağışlı havanın da etkisiyle 50 kişiymişiz, bazı maçlarda 1000, bazen takıma tepkiden tribünler daha da boş kalmış. Amatör ligde oynadığı zamanlar stat yine sessiz. Yine de ben kendi adıma yıllardır tribünlerdeyim. Statlarda maç izlemeyi seviyorum.

Kocaelispor tarihinin en kalabalık iç saha maçına şahitlik ettik. Aynı zamanda 28.250 taraftarla 3.lig seyirci rekoru da kırıldı. Daha önce Erzurumspor-Altay maçında tribünlerde 27.423 taraftar vardı. Bundan sonra bir daha ne zaman gelişir bakalım...

Günler öncesinden başladı maç heyecanı. Kocaelispor yönetimi hem bilet fiyatlarını düşürdü, hem satışına erkenden başladı. 5 TL'ye böylesi bir maça girmek gerçekten büyük lüks.

Maç günü geldiğinde erkenden stadın yanına gittim. Karşıyaka taraftarları ile Kocaelispor taraftarları iç içeydi. Maça ilginin boyutları net olarak gözüküyordu.

5 TL'ye Güney Üst tribünden bilet aldım. Maç saatini beklemeye başladık. Maç öncesi Karşıyaka otobüsleri, Karşıyaka takımı alkışlar ve kornalarla geçti aramızdan. İki takım arasında dostluk var.

Stada maça 1 saat kala girdim. Tribünler hızla doluyordu. Ancak yine de doymuyorum. Bu statta tek bir boş koltuk kalmadan bir maç görmek istiyorum. Sanırım 3.ligde göremeyeceğiz. Belki 2.ligde deplasman taraftarı sağlam gelecek bir takımla oynanan maç bunu da yaşarız. 

Maç öncesi; Karşıyaka tribünleri de, Kocaelispor tribünleri de doldu. Ancak şehitler nedeniyle oyuncuları tribünlere çağırmadılar. Statta müzik yayını da olmadı. Maç öncesi şehitlerin adları tek tek okundu, taraftarlar ''burada'' sesleriyle cevap verdi.

Tribünleri ayrı ayrı yazmak istiyorum. Öncelikle Kocaelispor tribünlerini yazayım.


Kocaelispor tribünleri; Genelde stadın dolduğu maçlar Kocaelispor tribünleri iyi olmuyor. Tribünü yönetme sorunu mu dersin ya da başka bir şey mi yine zayıftı tribünler. Özellikle ilk yarının ortalarında çıkan kavgadan dolayı tribünler iyice kötüleşti. Normalde böylesi bir kitle varken çok daha güçlü tribün olmalıydı. Böyle maçlarda insanlar zaten tezahürat yapmaya aç daha çok karşılıklı tezahürata yönelmek lazım. Açıkcası tribünler beklentinin altında kaldı. Maç öncesi şehitler için pankart açıldı. Yine de maça başlarken söylenen ''Körfezim bak işte...'' tezahüratı gerçek Kocaelispor tribünlerini özetleyen andı. Kusursuzdu.


Karşıyaka tribünleri; Uzun yıllar sonra ilk kez sağlam bir tribünü izleme şansı buldum. İzmir'den, İstanbul'dan, Ankara'dan, Eskişehir'den otobüsler kalktı ve deplasman tribünü tamamen doldu. Maç öncesi güzel bir koreografi yaptılar. Maça klasik ''Yaşa Varol KafSinKaf'' tezahüratı ile başladılar. Kocaelispor tribünlerinin 5 dakika sessiz kalmasının bitmesiyle biraz sessizliğe geçtiler. Kocaelispor 2-0'ı yakalayınca biraz daha sustular. Sustular derken, beklentim çok fazla olduğundan daha büyük bir tribün bekliyordum. İlk yarı sonunda bunca yıldır ilk kez şahit olduğum bir şey yaşandı. Karşıyaka tribünü maç içinde bağırmadığı kadar coşkulu şekilde tezahürat söyledi. Karşıyaka tribünleri geleneği mi bilmiyorum ancak o anlar çok özeldi. ''Dünyaya geldik senin aşkınla, bitmiyor içimizdeki sevdan...'' tezahüratını hep beraber coşkuyla söylediler. Hayran gözlerle izledik. 2.yarı başında gelen golle beraber daha iyi tribün yaptılar. En azından Kocaelispor tribünleri hiç susmasa da onlar da susmadı. Bir çok kez seslerini duyduk. Ayrıca üçlü çekmiyorlar, beste söylüyorlar. Bu da güzel bir şey. Sonuç olarak böylesi kalabalık, böylesi coşkulu tribünleri izlemek çok güzeldi. Umarım ilerleyen yıllar üst liglerde bir kez daha görme şansı yakalarız.

Maç; Kocaelispor maça iyi başladı. 29 dakika sonunda 2-0'ı yakaladı. Burak Süleyman'ın inanılmaz asistleri, pasları vardı. Ancak Karşıyaka daha sonra dengeyi yakaladı. Bir kornerde 2-1'i yakaladı. 2.yarı başında 2-2'yi buldu. 3-4 defa öne geçme şansı geldi ancak değerlendiremediler. Kocaelispor'un etkili ancak bu maçta kötü oynayan oyuncusu Ali Han Tuncer'in golüyle Kocaelispor 2.lig yolunda dev bir adım daha attı. Yakup önceki haftalara göre daha iyiydi. Burak bildiğimiz gibi. Savunma hattı kötü. Kaleci felaket kötü. Karşıyaka ise 29 dakika 2-0 olmasına rağmen maçtan kopmadı ve maça büyük renk kattı. Play-off mücadelesine devam ediyorlar.

Karşılaşma öncesi ve sonrası dostluk görüntüleri vardı. Karşıyaka tribünleri Kocaelispor'u çağırdı. Kocaelispor tribünleri hoş geldiniz tezahüratları yaptı. Maç öncesi her iki tribünler de iki takımı beraber çağırdı. Futbolcular seremonide giydikleri t-shirtleri taraftarlara dağıttı. Maç sonrası Kocaelispor tribünleri Karşıyaka'yı çağırdı, Kaf Sin Kaf çekti. Aynı şekilde Karşıyaka tribünleri de Kocaelispor diye bağırdı.



Yine iyi bir saygı duruşu vardı. Kocaelispor stadının en sevdiğim özelliklerinden. Yine de umarım çok şahit olmayız.

Statta maç boyunca tek bir küfür edilmedi. Güzel olay.

Gollerde coşkulu anons yapmayan stat anonsçusunun 3.golde de böyle kalması şık olurdu. Her şeyi unutması hoş olmadı.

Şu stadın ulaşım sorununu da çözerlerse her şey daha da güzel olacak.

Kocaelispor bu galibiyetle puanını 58 yaptı ve en yakın rakibinin 10 puan önünde liderliğini sürdürdü. Artık son 7 hafta. Karşıyaka ise 41 puanda kaldı. Yine de play-off hattındalar. Kalan haftalar kritik. 

2.lige adım adım...