2 Mart 2021 Salı

Free Solo

 


Hayatımda izlediğim en acayip, en iyi, en heyecan verici belgesellerden birini izledim. Resmen bir gerilim filmi. Alex Honnold ve dünyanın en büyük kaya kütlelerinden biri olan El Capitan yolculuğunu anlatan şahane bir belgesel. Belgeselin tamamı şahane ama son 25 dk müziğin de etkisiyle acayip bir noktaya dönüştü. Belgeseli yapanlar bile ''Belki de birazdan düşecek ve biz bir insanın ölümünü çekmiş olacağız'' diye heyecan yapsa da neyse ki sonunda korkulan olmadı ve ipsiz, ekipmansız 3 saat 56 dk süren bir tırmanışla tarihe geçti. Yerimde duramadığım, heyecandan terlediğim, kalbimin farklı şekilde attığı bu belgeseli ben malum yerlerden indirerek izledim. Siz nasıl izlersiniz bilmiyorum. En ufak bir konsantre kaybında öleceğini bile bile bunu yapmak çok büyük saygı duyulası bir şey. Alex Honnold gerçekten büyüksün be abi. Ayrıca 2019 yılında en iyi belgesel oscarını aldığını da ekleyeyim. Çekimleri, müzikleri ve Alex Honnold'a saygıları ile beraber belgesel ekibini de kutlamak lazım. Bir sabaha karşı kalkıp hiçbir şey olmamış gibi sakince gidip 900 metreye tırmanmak... Alex Honnold gibi isimlere büyük saygı duyuyorum. 

27 Şubat 2021 Cumartesi

Call Me by Your Name


Çok iyi film. Çok beğendim. Olive ve Elio sahneleri, evde yemek masasında geçen anlar, İtalya'nın nefis manzaraları, sokakları, gölleri, doğal güzellikleri, bisikletlerle sağa sola gitmeleri, gezmeleri, birbirlerini görünce hissettikleri, kurdukları cümleler... Filmin her saniyesi çok iyiydi. Netflix'ten izleyebilirsiniz. Film hakkında iyi bir yazı okumak isteyenler tıklasın.

The Professor and the Madman

 


Oyunculuklar iyi, son bölümü güzel ama film nedense belli kaliteyi geçememiş. İçine girmeyi başaramadım. Aslında çok iyi konu, şahane bir atmosferde geçiyor ama bir şeyler eksik bu filmde. Ya da ben yanlış bir zamanda izledim. Netflix'ten izleyebilirsiniz. Sean Penn ve Mel Gibson oyunculukları şahane.

25 Şubat 2021 Perşembe

The Best Together

 


Yine koleksiyona Turgay Keskin imzası. La Liga yönetimi tarafından kendisine yollanan bu atkıyı o da bana hediye etti. Daha etiketi üstünde olan bu atkı da koleksiyonun içinde yer alacak.

Everton

 


Atkı koleksiyonu yaptığımı bilen BeIN Sports spikerlerinden Turgay Keskin tarafından hediye edilen Everton atkısı. Kendisi bu atkıyı Everton resmi sitesinden alıp bana hediye etti. Koleksiyon için yollamış olsa da ben bu atkıyı soğuk kış günlerinde kullanırım. Kendisine çok teşekkür ederim.

20 Şubat 2021 Cumartesi

Amour

 


80'li yaşlarında iki insan, iki emekli müzik öğretmeni. Evlerinde kitapların içinde, müziğin içinde bir hayat sürerken kadının felç geçirmesi sonucu tüm hayatları değişir. İnsan hayatının ne kadar boş, aslında ne kadar aniden değişebileceğini bizlere çok iyi anlatıyorlar. Filmi ağır bulanlar olabilir ancak her saniyede insan kendi hayatını düşünüyor, kendi ailesini, çevresini, sevdiği insanları. Bir insana nasıl her şartta destek verebileceğini, nasıl bir insanın en kötü gününde yanında olabileceğini, onun için mücadele edeceğini, zaman zaman insan doğası gereği pes ediyor gibi oluşunu ancak bunun da geçici olduğunu gösteriyor. Hayatın bu kadar kısa olduğu bir dünyada bu film insanların izlemesi ve dersler çıkarması gereken bir film olarak karşıma çıktı. Michael Haneke yönetmenliğinde başrollerinde Jean-Louis Trintignant ve Emmanuelle Riva'nın oynadığı ve sanki bizlere gerçekten o evde yaşadıklarını sonuna kadar hissetiren kusursuz oyunculuk. Hayatımda izlediğim en iyi dram filmlerinden birisi olarak yerini aldı. Uzun zaman etkisinden çıkamam.

19 Şubat 2021 Cuma

Amores Perros

 


Burayı adeta günlük olarak kullandığım için istediğim cümleleri yazabiliyorum. Zaten kimse okumasa olur. Yıllar sonra dönüp bakabilmek için yazıyorum. Film konusunda fikirlerine değer verdiğim bir arkadaşıma ''hangi filmi izleyeyim?'' diye sorduğumda direkt bu film söyledi. İyi ki söyledi. Son zamanlarda izlediğim en güzel film. Kesişen hayatlar konusunda bir film daha izlemek bana keyif verdi. Alejandro Gonzales Inarritu yönetmenliğinde şahane bir film izledim. 

''Daha sonra seninle yaşayabilmek için dünyayı düzene sokmaya çalışıyordum.'' Kusursuz bir cümle. IMDB 228 numara. Mutlaka izleyin. Ayrıca Emilio Echevarria kusursuz oynamış ya.

15 Şubat 2021 Pazartesi

Milk

 


Çok iyi insan, çok iyi konu, çok iyi film. Harvey Milk ismini bu filme kadar bilmiyordum. Ancak 1970'li yıllarda San Francisco'da LGBT hakları için yaptıklarından sonra ne kadar güzel bir adam olduğunu görmüş oldum. Kısa bir sürede insanlar için yaptıkları acayip şeyler. 1970'lerin Amerika'sında halk tarafından itilen, dışlanan, polis tarafından itilen, şiddete maruz bırakılan, hor görülen, dövülen, öldürülen, hapse atılan eşcinseller için meclise denetçi olarak girip hakları için elinden geleni yapmış biriymiş. Sean Penn şahane oynamış, bizlere gerçekten Harvey Milk'i yaşatmış. Netflix üzerinden izlediğim bu filmi kolay kolay unutamam. Vakit yaratıp izleyin, pişman olmazsınız. İnsan hakları konusunda kusursuz bir film. 2009 yılında 8 dalda oscar adaylığı alıp, 2 oscar ödülü alan bir film. Şahane.

''Bu hareketin sürmesini istiyorum. Çünkü bu hareketin kişisel kazançla, egoyla, güçle alakası yok. Bu hareket ''bizler'' için. Sadece geyler için değil. Aynı zamanda siyahlar, Asyalılar, yaşlılar ve engelliler için. ''bizler'' için. Umut olmazsa ''bizler'' pes eder. Umut olmazsa hayat yaşanmaya değmez.''

14 Şubat 2021 Pazar

Sıkıldım

 


Fenerbahçe 14 Şubat 2021 tarihinde saat 20:23'te Twitter'dan fotoğrafta gördüğünüz gibi bir tweet attı. Galatasaray-Kasımpaşa maçında yaşanan hakem hatalarından dolayı atıldı. Kasımpaşa'nın verilmeyen penaltısı. Elbette bana göre de penaltı verilmesi, en kötü VAR hakeminin maçın hakemini çağırması gerekiyordu. Ancak benim başlığa da yazdığım ''sıkıldım'' demem bu sebepten değil.

Fenerbahçe ya da başka kulüpler yıllardır bu tarz açıklamalar yapıyor. Galatasaray açıklama yaparken Fenerbahçe'nin ağlama emojisi attığını da, Fenerbahçe açıklama yaparken Galatasaray'ın benzer tepkileri verdiğini de biliyoruz. Yani bu yaşanan süreçler değişmiyor. Atılan bu tweetin altına baktığımız zaman ''Çok güzel oldu, bu yoldan gidelim, işte beklediğimiz tepkiler, işte olması gereken kulüp duruşu...'' gibi cümleler görsek de bu anlık tatminden başka bir şeye yaramıyor. Açıkcası ben hiçbir taraftarın bunları keyifle konuştuğunu düşünmüyorum. Herkes düz saha içine bakıp sevinmek ya da üzülmek istiyor. Ancak bu mümkün olmuyor. Her maçtan sonra bir hakem konuşması duyuyoruz.

Artık gerçekten sıkıldım. Kulüpler bunu attığı tweetlerle, yaptığı açıklamalarla değil başka şekilde çözmek zorundalar. Çünkü yapılan açıklamalar, atılan tweetler bunu çözmüyor. Yıllardır aynı süreçleri izleyip duruyoruz. Tabii ben bu kişisel sayfamda bunları yazsam da bu süreçlerin de biteceğini düşünmüyorum. Bir hafta Galatasaray, bir hafta Beşiktaş, bir hafta Fenerbahçe tweet atmaya, açıklama yapmaya, kınama yayınlamaya devam eder. 

Le genou de Claire

 


Mubi'de ''günün filmi'' olarak görünce izlemek istedim. Açıkcası Claire'nin Dizi isminde bir filmin nasıl olduğunu merak etmiştim. Bir orta yaşlı insan olan Jerome'un evlilik aşamasında tatilde tanıştığı Claire isimli bir kıza duyduğu hayranlığı anlatıyor. Tabii bu hayranlık kıza değil daha çok dizine. Yani bir nevi fetişizm. Film kadın-erkek ilişkilerini, bir insanın saplantılarını çok farklı şekilde gözler önüne seriyor. Filmin IMDB puanı 7.6. Filmin bir diğer güzelliği ise İsviçre'nin nefis manzaralarına şahit olmamız. Ayrıca Jerome'un teknesi olması ve devamlı tekneyle gidip gelmesi, gezmesi beni filme bağlayan başka detay oldu. Mubi üyeliği olanlar bi denesin. 1970 yapımı film olduğunu da ekleyeyim.

13 Şubat 2021 Cumartesi

State of Grace

 


Sean Penn'in içinde yer aldığı ancak diğer oyuncuların ön plana çıktığı yapımmış. Özellikle Jackie rolüyle Gary Oldman şahane oyunculuk sergilemiş. 1990 yapımı filmi 2021 senesinde izledim. Film çekildiği zaman 24 yaşında çok güzel bir kadın olan Robin Wright, Frankie rolüyle Ed Harris diğer oyuncular. Film bir çetenin içine sızan polis Terry'yi ve yaşadıklarını anlatıyor. Çocukluk arkadaşı Jackie ve çocukluk aşkı Kathleen işin içine girince olaylar klasik bir filme dönüşüyor. Açıkcası böyle bir son hayal ediyorsunuz ama yine de 2 saatten fazla süren bu filmi merakla izliyorsunuz. Blogda yerini alsın.

11 Şubat 2021 Perşembe

I Am Sam

 


Sean Penn bana göre en iyi oyunculuğu bu filmde sergilemiş. Beyninde bir gelişme problemi olan ve 7 yaşındaki bir çocuğun zekasına sahip olan Sam Dawson kızıyla beraber yaşıyor. Ancak küçük kıza bakamayacağı düşünüldüğü için çocuğu ondan almak istiyorlar ve film bu süreci anlatıyor. Avukatlığını yapan Rita ile beraber bu davayı kazanmak için hazırlanmaya başlıyorlar. Zaman zaman yaşadığı rahatsızlık nedeniyle çok büyük zorluklar çekse de sevgisi bazı şeyleri örtmeyi başarıyor. 2001 yapımı filmin 1 oscar adaylığı var. O da Sean Penn'in kazanamadığı en iyi erkek oyuncu kategorisi. Küçük kız Lucy'nin yaptıkları, Sam'in arkadaşlarının saflığı ve temizliği, yardımlaşmaları, avukatın zaman geçtikçe daha çok sahip çıkması ve davayı sahiplenmesi filmin güzel detaylarıydı. Baba olanlar filmi çok daha sever düşüncemi de yazıp konuyu kapatayım. İzleyin.

21 Grams

 


Filmleri böyle üst üste yazdığımda senelerin aynı olduğunu görmek beni şaşırtıyor. Gerçi farklı yönetmenler ama Sean Penn aynı senede belli bir kalitenin üstünde yapımlarda yer almış. Bu filmi daha çok beğendim. Bana göre Naomi Watts performansı daha iyiydi. Zaten oscar ödülünü almış. Film kısaca kesişen hayatları bizlere çok farklı bir yerden anlatıyor. Bir profesör, bir kadın, bir hasta. Bir kaza sonrası hepsi ortak bir noktada buluşuyor. Bu buluşmaya bazısı ''tesadüf'' ya da ''şans'' der, bazısı da ''ancak filmde olur.'' der. İzlerken bir saniye bile sıkılmıyor ve keyifle 2 saat geçiriyorsunuz. 2003 yapımı, 2 oscar ödüllü filmin yönetmeni Alejandro Gonzalez İnarritu. 

Mystic River

 


Mevzy Fener'den arkadaşım Kübra ile filmlerden konuşurken bana bu filmi önerdi ve onun da tavsiyeleri ile beraber bu hafta sadece Sean Penn filmleri izliyorum. Mystic River ile başladım. Film 3 arkadaşın geçmişte hokey oynarken polis görünümlü kişiler tarafından durdurulması ile başlıyor. Dave, Jimmy ve Sean isimli 3 arkadaştan Dave'i alıp götürüyorlar. Aradan geçen yıllar ve tekrar yolları kesişen 3 arkadaş. Bir cinayet araştırması için tekrardan karşı karşıya kalıyorlar. Filmin sonu güzel bitiyor. 2003 yapımı film. 2 oscar ödülü var. 

24 Ocak 2021 Pazar

Nomadland

 


Bazı filmleri herkese önermek istemiyorum çünkü benim yaşadığım ruh halinden ya da durumdan dolayı beğendiğimi düşünüyorum. Bu film onlardan birisi oldu. 60'lı yaşlarındaki Fern şehirdeki ekonomik sıkıntılardan dolayı etkilenir ve kendisine bir karavan ile bir yaşam tercih eder. Bu sırada ufak karavanında gezen Fern kendisi gibi olan insanlarla yakınlaşır. Özellikle filmin en etkileyici sahneleri birden değişen anlar. Gece ateş başında coşkuyla yaşanan anlardan sonra birden kamera sabaha döndüğü zaman gördüğümüz bir çölün ortasında tek başına bir karavan ve Fern bizlere çok şey anlatıyor. Çevresi çok olup tek olan insanlar, yalnız kaldığını düşünen insanlar, tüm dertleriyle tek başına boğuşmak zorunda kalan insanlar... Herkese hitap etmeyen ama içine girdiğin zaman çok şey anlatan filmlerden birisi. İyi ki izledim.

Bu arada filmin müzikleri kusursuz. Hayatımda izlediğim ve müzikleri en iyi olan filmlerden birisi. Şunu açın dinleyin.