röportaj etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
röportaj etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Haziran 2015 Perşembe

Vitor Pereira

Gelir gelmez hepimizin saygısını ve sevgisini kazandı. 2 yıllığına Fenerbahçe'ye imza attı. Umarım söylediği gibi etkili ve göze hoş gelen futbol oynarız.

''Hücum futbolu oynayacağız. Agresif bir oyun ortaya koyan bir ekip ortaya çıkaracağız. Oyunu domine etmek istiyoruz, büyük kulüplere hücum futbolu ve oyunu domine eden bir futbol yakışır. Goller atacağız ve savunma yaparken de agresif bir oyun ortaya koyacağız.''

27 Mayıs 2015 Çarşamba

Aziz Yıldırım


Fenerbahçe Spor Kulübü başkanı Aziz Yıldırım 27 Mayıs 2015 bu açıklamayı yaptı. Yorumsuz olarak vereyim.

'' Benim 1 tek derdim var, Fenerbahçe şampiyon olmuş veya olmamış ben bunun derdinde değilim. Fenerbahçelilere de hiçbir şey vaat etmiyorum. Tek davam var: Fenerbahçe Spor Kulübü’nün üzerine atılan lekenin temizlenmesi ve onun içinde olan ben ve arkadaşlarımın o lekeyi üzerimizden atmak. Biz bunun mücadelesini yapıyoruz. ''

13 Ekim 2013 Pazar

Alex’le Röportaj İster misiniz?


'' Alex var bir de. Nadiren yapılan sponsor işlerinden biriydi, arayıp “Alex’le röportaj ister misiniz” diye sordular. Böyle soru mu olur! Neyse işte saat 5’te buluşacağız ama yolda bana diyorlar ki Alex’e saat 4 denilmiş ve bizi bekliyor! Alex yahu.. Bir panik bir panik gittik yanına.. Baktım Alex yemek yiyor. Geldiğimizi görünce kalkıp selam verdi ve oturduğu sandalyeyi bana verip, yemek yemem için ısrar etti. Bu sırada idmanına az bir zaman kalmış ve Avrupa yakasındayız. Hem röportajı verdi, hem bütün garsonlarla gülümseyerek fotoğraf çektirdi hem de idmanına yetişti. ''

Futbolburada.com yazarlarından Orhan Uluca'nın Hilal Gülyurt ile yaptığı röportajdan bir bölüm. Belki de Türk medyasının en önemli isimlerinden biri Hilal Gülyurt. Röportajda söylediği gibi şu ana kadar FourFourTwo dergisi için 300'den fazla röportaj yapmış birisi. Çok çok iyi işlere imza atıyor. Yeri dolmaz.

Röportajın tamamını buradan okuyabilirsiniz.

Emeklere sağlık, müthiş iş.

30 Mayıs 2013 Perşembe

Kolasına Maçlar


“Bazen çok önemli maçlar oluyor. Nasıl hazırlanıyorsun diye soruyorlar. Küçükken mahallede kolasına maç yapıyoruz, cepte para yok. Kaybedersen kolayı nasıl ödeyeceksin? Onun stresinden daha büyük bir stres olabilir mi? Hayatta verdiğin sözü tutamamaktan daha büyük bir stres olabilir mi? Tabi o zaman yeteneğimize güveniyoruz. Maçları hep ben kazanırdım. Sonra kolaları alıp bakkalın buzdolabında biriktirirdim. Canım istediğinde de o kolalardan bir tane içerdim.”

Arda Turan'ın Halı Saha Ligi röportajının bana göre en özel yeri, hepimizi anlatıyor.

3 Nisan 2013 Çarşamba

Fenerbahçe-Lazio Maçı Analizleri # 2


Fenerbahçe-Lazio maçı analizlerinin 2. ve son kısmı ile tekrardan buradayız. Fenerbahçe-Lazio maçı yorumu aldığım 13 arkadaşıma çok teşekkürler, umarım Fenerbahçe iyi sonuçlar alır da yarı final için de böyle bir konu hazırlarım. İşte Lazio maçı hakkında kalan yorumlar ; 

26 Ekim'de, ortalık toz dumanken; şöyle demiştim:
"Fenerbahce futbol takımının F4/Yarı final şansını, basketbol takımından fazla görüyorum. Biraz şans, bir seri; bu takım çok iyi olacak."
Şimdi o yarı finalin arefesindeyiz.
Öngörülerimden biri de; takımın, ilk maçı deplasmanda oynayacağı her takımı eleyebileceğiydi. Sebebi basit; mevcut oyun formasyonumuz ve anlayışımız, Avrupa ve bilhassa deplasmanlar için biçilmiş kaftan. Özellikle ilk maçta gerekli ve yeterli skoru alabileceğimizi düşünmüştüm yukarıdakileri yazarken. Lazio taş gibi bir İtalyan takımı. İtalyanların turnuva reflekslerinin tamamına haiz. Dolayısıyla Türk futboluna ters. Ama bize değil. Sahadaki 11 oyuncu, Aykut Hoca'nın vereceği taktiği maç boyunca sabırla uygular ve şu malum/meşhur anormallikler bu turda yakamızı bırakırsa, gol yemeden geçeceğimiz bir tur olarak görüyorum. Noavas Blog'da Sevgili Fırat Aktav'ın kaleme aldıığı derin Lazio analizini okuyup, yeterince tahlil ettikten sonra iki yumurtayı zihnimde tokuşturduğumda, yarı final için heyecanlandığımızı gizleyemeyeceğim.
İnşallah, maşallah, amin."

Noavas - noavas.blogspot.com 

Fenerbahçe ve İtalyan takımları diyince benim hatırlayabildiğim en eski Fenerbahçe anısı sanırım 1990'daki Atalanta eşleşmesi. Caniggia'nın Atalanta'da olduğu dönem. Strömberg, Evair gibi isimlere de sahipti İtalyanlar. Milliyet'in başlığı "Atalanta... Yabana atma". Eleyen Atalanta olmuştu. Yine, Parma eşleşmesini de unutmaz Fenerbahçeliler. Eylül '98'de oynanan iki maçın ilkini İstanbul'da kazanmasına rağmen deplasmanda yenilerek elenmişti Fenerbahçe.  '96'da Juventus'la aynı gruba düştüler Şampiyonlar Ligi'nde, iki maçı da kaybettiler. 2005'te bu sefer Milan'dı aynı gruptaki İtalyan, yine iki maçta tek gol bulabildiler. Zico'lu efsane sezonda Inter'i İstanbul'da Deivid'in inanılmaz golü ve baskılı oyunla mağlup edip şeytanın bacağını kırdı. Rövanş o kadar parlak değildi.
Bu sezon Plzen'in Napoli'yi elemesiyle İtalyan'dan kaçış bir tur sürebildi. Şimdi rakip Lazio. Belli başlı medya kaynaklarının şimdiden son 24 yılın en kötü Lazio'su ilan ettiği takım bir dönemin parlak halinden uzak olabilir. Ancak Juventus ve Napoli'nin nispeten kopmuş gözüktüğü Serie A'da 7. sırada, puanı Inter'le aynı. Avrupa koltuğu kovalıyor ve Fenerbahçe maçları zorlu bir fikstür dönemecinin ortasında kalıyor. Benzer dönemeçteki Napoli'nin Plzen karşısındaki hafife alışı onlara pahalıya patladı. Lazio ise Napoli'den daha küçük ama kendisi için daha kritik bir hedefi kovalıyor. Konsantrasyon bölünmesi yaşayabilirler. Maçlarını hiç izlemedim ama güvendiğim kalemlerin analizlerine bakılırsa Avrupa alışkanlıkları bu sezonki gibi olan bir Fenerbahçe'nin turu geçme şansı yukarıda yazdığım Fenerbahçe'lere göre epeyi fazla. İç sahada oynanacak ilk maçta gol yemeden Roma'ya kapağı atabilirse tura yakın diyebiliriz Fenerbahçe için. 

Barış Gerçeker – Ntvspor.net Yazarı

Fenerbahçe'nin şansız bir kura çektiğini düşünüyorum. Lazio elenmesi mümkün ama oldukça güç bir rakip. Özellikle savunma ve orta saha bloğunun bir bütün oluşturması, savunması güçlü ve gol yemesi zor bir rakip olarak Lazio geçilmesi oldukça zor bir takım. her iki maçta da ilk golü bulan takım doksan dakika sonu için önemli bir avantaj yakalayacaktır. Hernanes Lazio adına maçın kilit ismi olurken Fenerbahçe yakasında çok fazla olmayacağına inandığım gol pozisyonlarını değerlendirme oranı açısından Sow'un performansı da belirleyici olacaktır. 

Orhan Uluca – devrimderki.blogspot.com /

Lazio oyun karakteri olarak Fenerbahçe'ye benzer yapıda bir takım.. Özellikle ikinci bölgede çok iyi alan daraltıp iyi savunma yaparak hızlı çıkabiliyorlar.. Ön tarafta çok baskılı bir oyun yapıları yok ve bu aslında Fenerbahçe için avantaj konumunda.. Deplasmandaki Plzen maçına baktığımızda oyun anlamında sıkıntılı Topal ve Selçuk göbeğine rağmen Plzen ön tarafta baskıyı yapmadı ve beklemeyi tercih etti.. Oyunun nasıl olduğu akıllarda.. Buna benzer oyunlar beklenebilir.. Fenerbahçe kadro kalitesi ve derinliği anlamında rakipten üstün bana göre.. Turu çok uzak görmüyorum ancak gerektiği gibi oynamak kaydı ile.. İlk maç iç sahada ve ne olursa olsun kazanmak mantığı ile değil daha kontrollü oynamak gerektiği kanısındayım.. Deplasman maçına handikaplı gidilmemeli, 0-0 bile orada Fenerbahçe'nin avantajına olacaktır zira açıldıkları zaman soru yaşıyorlar.. Lazio her ne kadar sezonun bu kısmında ligde form olarak bozuk olsa da Candreva, Hernanes ve Ederson gibi kaliteli ayaklara, Floccari, Klose ve benim çok beğendiğim Kozak gibi forvetleri var.. Çok tehlikeli bir takım.. Alan oyununu çok iyi oynuyorlar ve asla ama asla konsantrasyon eksikliğine, düzen dışı oynamaya müsade edilecek maç değil.. Fenerbahçe aslında kupada hedefi buldu ve illa ki turu geçmesi şart değil.. Bu avantajı olabilir.. Aykut Kocaman'ın daha önce kendisine ters gelen Petkovic'i bu sefer alt edeceğini ve turu geçeceğini düşünüyorum.. Fenerbahçe'ye başarılar dilerim. 

Erdal Vahid - http://riqfutbol.com/ 

Lazio inişler ve çıkışlarla dolu bir sezon yaşıyor. Lige harika girip sonra düşüşe geçip yeniden çıkış yakaladılar. Uzun süre Şampiyonlar Ligi potasında dolaştılar ama son iki aydır sezon ortasındakinden daha sert bir düşüş içindeler. Sadece Pescara'yı içeride yenebildiler. Serie A'da ilk 10 sırada yer alan takımlar arasında en az gol atan Lazio. 37 golden 25'i içerde sadece 12'si deplasmanda. Bu istatistik savunmaya kapandıklarından çok yaratıcı olamadıklarının göstergesi. Lazio, çeyrek finalden önce Mönchengladbach ve Leverkusen'i iki maçta da yenerek eledi. Serie A'daki 14 deplasmanda 12 gol atabilen Lazio, Almanya'da çıktığı iki karşılaşmada 5 gol attılar. Saracoğlu'nda kesinlikle gol yemeden Roma'ya gitmek gerek. Bu turun şifresi atmak değil, yememek.

Atilla Nesipoğlu – eurosport.com.tr Editör ve Yazarı

Lazio’nun başında, tanıdığımız ama hiç anlamadığımız bir teknik adam var; Vladimir Petkoviç. Young Boys’tayken oynattığı futbola hayran olup, müthiş taktisyen ilan etmişliğimiz de var, Samsunspor’dayken ‘bu ne ya?’ demişliğimiz de. Bu, ülkemiz futbolcusunun söz dinleyip dinlememesi ve taktik farkındalığıyla da ilgili aslında. Petkoviç sezon boyunca Lazio’da gayet başarılı bir performans ortaya koydu. Sezon başındaki hızları biraz kesilse de, hâlâ korkulacak bir takımlar. Tek bir taktikle oynamıyorlar ve ‘dönerli’ oyunu tatbik etmekte başarılılar. Genelde 4-1-4-1 veya 4-3-3 arasında değişen bir taktikleri var. Merkezi forvet Klose’yi biliyoruz. Kozak, Zarate ve Floccari’den ikisinin forma giyme şansı da yüksek. Hepsi hücum gücünde dikkat edilmesi gereken isimler. Orta sahada Hernanes zaten uzun yıllardır adını duyduğumuz bir yetenek. Lazio, alan daraltmada başarılı bir takım ama defansta ve kalede sıkıntılar yok değil.

Gününde bir Fenerbahçe’yle gününde bir Lazio’nun kapışmasında dengeler hemen hemen eşit aslında. Kuyt-Sow-Webo üçlüsü de hiç yabana atılacak bir hücum gücü değil. Orta sahada biraz dirençli olmak ya da o bölgeyi hızlı geçmek gerekiyor Fenerbahçe adına. Defansımızın göbeğinde kademeli ve biraz da önde basmak gerekiyor. Zira Klose yakın mesafelerden affeden bir adam değil. Yobo’nun Egemen veya Bekir’in arkasını iyi toplaması gerekecek. Salih eğer toparlanırsa agresif baskısıyla önemli pres gücü yaratabilir ve Baroni’nin gölge presinden daha yararlı olur. Gökhan’ın cezası sıkıntı yaratabilir ama Orhan Şam’dansa Mehmet Topuz tercihi daha yararlı olacaktır. Şanslar neredeyse yüzde 50’ye 50 diyebiliriz. Fakat diğer kuvvetli rakipler arasından Lazio’yu çektik diye kendimizi ‘yaymamamız’ ve konsantrasyonu üst düzeyde tutmamız gerekiyor.


Bundan tam 10 yıl önce o zamanki ismiyle UEFA Kupası’nda Beşiktaş çeyrek finalde Lazio ile karşılaşmıştı. Deplasmandaki yenilginin ardından iç sahada da yenilgi gelmiş ve Beşiktaş kupaya veda etmişti. Şimdi Fenerbahçe 10 yıl öncenin rövanşını almak için sahaya çıkacak. Ayrıca turu geçmesi halinde yarı finale yükselecek ve tarihinde ilk kez bir Avrupa Kupası’nın bu kadar yakınında olacak. Doğrusu, Lazio serisi ilerleyen yıllarda Fenerbahçe tarihinin önemli dönemeçlerinden birini temsil edebilir. Sarı Lacivertliler turu geçmesi halinde finale pekâlâ yürüyebilir ve Lazio asla Fenerbahçe’nin eleyemeyeceği bir takım değil.

Fenerbahçe düşük tempo oyununu Avrupa’da belki en iyi uygulayan ekip. İç sahada taraftar baskısı sebebiyle bu oyunu fazla sergileyemiyorlar ama Lazio maçı için taraftara kulak bir nebze tıkanmalı ve denge oyunundan vazgeçmemeli. İlk maçta alınacak her türlü galibiyet(hatta 0-0 beraberlik), rövanş öncesi Fenerbahçe’nin hanesine büyük bir artı koyacak. İtalya’daki maçın seyircisiz olmasıysa başlı başına büyük avantaj.

Lazio’yu geçen sezon Samsunspor’u çalıştıran Petkovic yönetiyor. Kötü Samsunspor macerasından sonra ilginç bir kariyer atlaması gerçekleştirdi. Fenerbahçe’yi tanıyor olması dezavantaj. Ayrıca kariyeri için büyük bir zıplama tahtası olacağından Petkovic’in UEFA Avrupa Ligi’ni çok önemseyeceğini düşünüyorum.

Bu tur için en büyük çekincem Fenerbahçe’nin lige daha çok asılıyormuş gibi bir görüntü sergilemesi. Avrupa’da kupanın bu kadar eşiğine gelmişken ligi ön planda tutmak doğru mu, değil mi bana göre tartışılır. Fakat şunu kolaylıkla söyleyebilirim ki Lazio karşısında Fenerbahçe en az rakibi kadar şanslı.  

Göksel Sert - http://www.uzunpaslar.com

2 Nisan 2013 Salı

Fenerbahçe-Lazio Maçı Analizleri # 1


Çoğumuzun hatırlamadığı 1963/1964 sezonu, bir çok Fenerbahçelinin kariyer başarısı olarak gördüğü 2007/2008 sezonu ve Aykut Kocaman önderliğinde Fenerbahçe'nin 2012/2013 sezonu. Fenerbahçe tarihinde 3.kez avrupa kupalarında çeyrek final oynuyor. Ben de Fenerbahçe'mizin bu tarihi maçı öncesi spor basınından, blog dünyasından arkadaşlara bu maçı sordum, işte Fenerbahçe-Lazio maçı hakkında güzel analizlerin ilk bölümü ; 

Lazio nötr olarak bir maçını izleyeni çok rahat bir sekilde uyutabilecek bir takım aslında. Ön alanda hemen hemen hiç baskı yapmaya, rakip orta alanı geçtikten sonra hareketlenen ve zaman zaman çok kompakt ve etkili bir hal alan bir savunması var. Oyun temposu düşük. Rakibin hatalarını degerlendirmeye yönelik bir tarzı benimsiyorlar Petkovic yönetiminde. Sabırlılar. Kenarları Candreva ve Lulic ile iyi kullanıyorlar. Zaafiyet olarak ise kenar oynayan Candreva'nın bek takip etmeyi pek sevmemesi, bunun yanı sıra defanslarının top kullanmada sorun yasaması gösterilebilir. Rakip forvetlere ilk topları kolay aldırıyorlar, ayrıca sag bek kademeleri Pereirinha ile çok sıkıntılı. Çok efektif hücum ediyorlar, o nedenle saldırmak büyük hata olur. Topa sahip olmak, rakibin zaafını risk almadan kullanmak önemli olacak. Ilk maçı kendi sahasında oynayacak Fenerbahçe ve bu nedenle saldırmaktan ziyade ilk maçta gol yememeyi hedeflemek önemli. Stuttgart saldırdı, sonucu çok az pozisyon vermesine ragmen kalesinde gördügü iki gol oldu.

Oğuzhan Oğuz – Amk Spor İddaa Yazarı , yarısaha.com Yazarı

Tarihin en kötü Laziosu!” Genellikle tatil havasında geçen, basın için tatlı rejenerasyon idmanlarına dönen milli maç arasının unutulmazlarından biriydi bu cümle. Elmalarla armutların karıştırıldığı hesaplara uzun uzun girmeye gerek yok. Hayır lig performansları göze alınırsa, Fenerbahçe’yi aynı bakışla şimdiden şampiyon ilan etmek gerekiyor. Her ne kadar sezonun uzunca bir bölümünde misak-ı milli sınırlarında dış sahada yer yer kaybolan sarı-lacivertliler, Kapıkule’nin öbür tarafında çizdikleri harika performansla dikkat çekiyor. İlk defa Nisan ayına iki takımla giriyoruz. Sonrası olur mu... İşte bu sorunun yanıtı Fenerbahçe’de gizli. Kâğıt üstünde şansların çok eşit olduğu bir eşleşmeyi kendi lehine çevirebilecek Aykut Kocaman’ın bir anda tüm rüzgârı arkasına alması muhtemel gözüküyor. Fakat unutmamak gerekiyor, futbol çim üstünde oynanıyor ve o mücadele gösterilmeden olmuyor.

Ali Murat Hamarat – Eurosport.com.tr  Genel Yayın Yönetmeni

Lazio'nun bize ters gelebilecek bir takım olduğunu düşünsem de, İngiliz ekipleriyle eşleşmektense Lazio tabi ki daha mâkul bir seçenek.Lazio'nun kadrosu kağıt üzerinde çok sansasyonel durmasa da; tamamen görev adamlarından kurulu, kaliteli bir kadro. Petkovic bu kadroyu lige çok iyi hazırladı ve lige çok iyi başlangıç yaptılar. Benim de Petkovic'in bu işi götürebileceğine dair şüphelerim vardı, ancak kendisi beklentilerin çok üstüne çıkan bir performans gösterdi. Ligde uzun süre zirve yarışı içerisinde mücadele verdi. Juventus'a kafa tutacak bir tempoya gelemese de, ikinciliği oldukça zorladı. Son dönemde ligdeki kötü gidişatı Lazio’yu Uefa’ya odaklandırdı. Petkovic’in Fenerbahçe’yi tanıması ve Aykut Kocaman’a hiç kaybetmemesi gibi avantajları var. Oyun yapısı olarak ise benzer bir oyun yapısında olduğumuzu düşünüyorum. Her iki takım da sabırla pas yaparak hücum etmeyi seviyor. Lazio’da en önemli oyuncular; Radu, Hernanes, Ledesma ve Candreva. Radu’nun agresifliği zaman zaman başına iş açabiliyor. Radu’yu sinirlendirebilmek önemli. Bir de Konko’nun sakatlığından dolayı Ocak’ta transfer ettikleri Pereirinha en zayıf halkaları. Çok mucizevi oynamazsave Konko da iyileşmezse, Pereirinha üstünden çok pozisyon bulabiliriz. Tur şansı için düşüncem ise; Lazio yüzde 51, Fenerbahçe yüzde 49. Bunun sebebi de Lazio’nun özellikle her maçın son 10-15 dakikalık bölümünde kurduğu müthiş baskı.Özellikle mağlup duruma düştükten sonra çok sağlam baskı kuruyorlar. Bate ve Plzen maçlarının son bölümünde kabullendiğimiz baskıda yaşadığımız stresi düşünürsek, Lazio’nun baskısında gol yemeden çıkmamız şans gerektirir.

Serkan Özerik - http://stiff1907.blogspot.com/

Hayatı vodoo ile geçen biri olarak FB ile ilgili her olaya uğurlu mu ? uğursuz mu ? diye bakarım. Bir tür paranoyaklık. GS UEFA kupasını aldığından beri her yeni sezon  Avrupa Kupalarını acaba bu sene mi diye umut ederek başlarım izlemeye. Chelsea’yi burada 2-1 yendiğimiz yıldan sonra ilk defa bu kadar yaklaştık bu hayalin gerçek olmasına.  Lazio benim ilk istediğim takım değildi. Ama aklıma GS’nin UEFA’yı alırken Bologna’yı  elediği gelince bir nebze rahatladım. Demek ki doğru sıra ile gidiyor kader ağları dedim. Normalde İtalyan takımları ile eşleşmekten nefret ederim. Pozisyon vermeyen maçı her an durduran, sen konstantrasyonu kaybettiğinde golü atan yapıları vardır. Lazio bu tura gelene kadar geçtiği takımları aynı anlattığım şekilde geçti.  Bu sene FB  gruplar ve ön elemeler dahil dışarıda oynadığı maçlarda aldığı iyi sonuçlarla başarılı oldu.  Son iki eleme tur ilk maçlarını deplasmanda oynadı ve turları %50 orada geçti. Bu turda ilk maçın İstanbul’da olması ve deplasmanda oynama sanatını en iyi bilen İtalyan takımlarından birine karşı olması net sıkıntı. Bana kalsa ilk maç İstanbul da 0-0 bitecek deseler oynamadan kabul ederdim. Seyirci  eğer formda olur ise takıma büyük katkı verir, ligin 2.yarısı ile seyirci de maça katkının üst seviyede olması bu anlamda umut verici.

Netice de Aykut Kocaman’ın bol pas ve top hakimiyeti ne dayalı oynatmak istediği sisteme en çok bu turda ihtiyaç duyacağız. “180 dakikalık bir maç” klişesinin gerçek olduğu iki maça çıkıyoruz. Lehine olan skoru 179. Dakikada dahi bulabilirsin , sabır bu turun anahtarı.

Ancak benim hayatımın totem olduğunu hatırlarsak bence Lazio bize burada iki atar orada ki maç 0-0 biter derim. Sabaha kadar oynasak turu geçemeyiz diye de eklerim. Anlayan anlar Kamil :)

Cüneyt Kaşeler – Lig Radyo yorumcusu

Fenerbahçe, Lazio ile eşleştiğinden beri İtalyan ekibi hakkında yapılan yorumlar genelde rakibin gücünü göz ardı eden türden. Halbuki durum böyle değil. Öncelikle bu aşamaya gelmiş her takım saygı duyulmayı hak ediyordur. Artı, Lazio'nun başında daha önce Fenerbahçe'yi Young Boys'la elemeyi başaran bir teknik adam var. Türkiye Ligi tecrübesi de cabası. Rakibinin bizim hakkımızdaki bilgisinin, bizim onları tanımamızdan daha çok olduğu kesin. Bu sezonki Lazio ve Fenerbahçe'yi iki açıdan benzetiyorum öte yandan. İki takım da EL'yi ciddi boyutta önemsiyor ve yine iki takımın da Avrupa kupasındaki performansı yerel lige oranla daha iyi. Taktik detaya dair de lafı çok dolandırmadan orta sahayı ele alanın turu da geçeceğini söylemek lazım. Fenerbahçe bu konuda Mehmet Topal'ın sakatlığı ve Emre'nin yokluğunda hayli zorlanacaktır. Bu ciddi bir dezavantaj. Daum'un bir dönem dilinden düşürmediği kompakt futbolu iyi uygulayan bir ekip Lazio. Plzen deplasmanındaki kadar rahat top yapması zor bu yüzden Fenerbahçe'nin. Bu turu geçebilmenin yolu Fenerbahçe'nin artık alışagelen sabırlı oyun oynabilme yetisinde. Bu becerilirse tur da gelir. Son olarak biraz ironi gibi de algılanabilir belki ama Lazio ile içeride oynanacak maçta yine seyirci olmasa daha mı iyi olurdu diye sormadan edemiyor insan. Malum Fenerbahçe, Avrupa kupasında tur maçlarında kendi seyircisi önünde zorlanan bir takım. Tribünlerin sabırsızlığı sahaya da sirayet ediyor ve genelde olumsuz bitiyor maçlar. Umarım, bu kez öyle olmaz. 

Hasan Muradoğlu – arielortega.blogspot.com

Ligde yakaladığı çıkışı ve başarılı form grafiğini son haftalarda aldığı üst üste yenilgilerle kaybeden Lazio için birinci odak noktası UEFA Avrupa Ligi olmuş olabilir. UEFA Avrupa Ligi genel olarak liglerinde şampiyonluk iddiasını sürdüren takımların geri plana ittiği bir turnuva olduğundan Lazio gibi liginde Avrupa kupalarına katılım mücadelesi veren ekiplerden bu anlamda biraz daha çekinmek gerekiyor. Kimine göre sıkıcı ve temposuz gibi görünen Lazio esasında futbolun doğru yönlerini fırsatçılığıyla da birleştiren bir ekip. Bu açıdan oyun yapısı olarak ezberimizi bozacak varyasyonlar pek fazla vadetmeseler de tur biletini bir anlık dalgınlık ve gevşekliğimizle alıp gidebilirler. Sakatlık haberi gelen stoperleriDias ve durumu şüpheli Klose’nin en azından ilk maçta oynamamaları da lehimize olacaktır. İşimize yarayabilecek bir diğer detay da Lazio’nun önündeki kritik maç fikstürü. Zira 4 Nisan’da oynanacak ilk maçın ardından 7 Nisan’da derbi maçta Roma ile karşılaştıktan sonra  ayın 11’inde bizimle rövanşa çıkıp 14’ünde de Juventus ile karşılaşacaklar. Lazio ile Roma arasındaki rekabetin boyutu düşünüldüğünde bu maçın öncesi ve sonrası birçok futbolcunun Fenerbahçe maçına olan motivasyonunu da etkileyecektir. Kısacası Laziokağıt üzerinde bize çok denk ve yapı olarak uygun bir rakip. Oyun disiplinini ve futbolun doğrularını uyguladığımız taktirde yarı final biletini kapabilir, bir anlık gevşekliğin sonucunda ise ahlar vahlar eşliğinde bu maceraya bir nokta koyabiliriz.

Cenk Akın








26 Mart 2013 Salı

2020 Olimpiyat Adaylığı Röportajı / Burak Eren


Msn üzerinden röportajlara devam ediyorum,  yine sportifcumleler blogundan Burak Eren ile 2020 Olimpiyat adaylığımız hakkında konuştuk, biz keyif aldık, siz de alırsınız umarım.

Öncelikle 2020 Olimpiyat adaylığının zamanı gelmiş miydi? Ne düşünüyorsun ilk olarak?

Türkiye'nin en iyi yaptığı işlerden biri zaten aday olmak. Hemen hemen her şampiyonanın, organizasyonun adayıyız. 2004 Atina için de adaydık, 2008 Pekin için de ama ilk defa bu kadar güçlüyüz. Zamanı geldi Olimpiyatları düzenlemenin, bunu hak ettiğimizi düşünüyorum.

Tokyo, Madrid ve İstanbul. Adaylık konusunda kim şanslı?

Takip ettiğim kadarıyla tüm otoriteler Madrid'e pek şans vermiyor. Tokyo ve İstanbul ön planda. Tokyo ve İstanbul finale çıkacak ve Madrid'e gelen oyları alanlar kazanacak gibi görünüyor. Lobisi güçlü olan kazanır.

Bizim lobimiz olduğuna inanıyor musun?

İnanmak istiyorum.

2004 Atina adaylık öncesinde Roma ile kapıştı, hatta bir çok kesime göre Roma ağır favoriydi, şimdi de aynı şekilde Tokyo ağır favori, tarih tekerrür eder ve bir kez daha az şans verilen ülke ev sahipliğini alır mı?

Londra 2012'i alırken, eleme turlarından hiç birinci çıkmadı ama final turunda kazanan o oldu. Bu iş lobi işi, lobiyi sağlam tutarsan kazanırsın.

Tokyo 1964'de olimpiyatlara ev sahipliği yaptı ve şimdi bir kez daha aday. Ve bunun yanında en favori ülke, bunu tüm herkes söylüyor, ayrıca bahis şirketleri tarafından en favori şehir Tokyo gösteriliyor. 

Olimpiyatları daha önce düzenlemiş olmak aslında bir avantaj değil. İlk defa düzenleyecek olmak daha büyük bir avantaj ama Japonların neler yapabileceği biliniyor, kültür ve teknoloji anlamında çok farklı bir noktadalar. Tokyo çok önemli bir şehir. İstanbul'un ise ulaşım gibi büyük bir derdi var ve tek derdi de bu değil. Bu açıdan sıkıntı var.

İstanbul sence doğru seçim mi? Bir de iyi bir başvuru süreci geçiriyor muyuz? Yeteri kadar destek alıyor muyuz?

İstanbul, Türkiye'nin vitrini ve ne olursa olsun öncelik olarak tutuluyor. Ama bana sorsalar, bu tip bir organizasyon adına İzmir'i ön plana çıkarırdım. Yeteri kadar destek alıyoruz bence, iyi bir adaylık süreci geçirdiğimizi düşünüyorum. Devlet kanalında bu tip organizasyonları düzenlemek adına büyük bir çaba var, Olimpiyatı da olmazsa olmaz olarak görüyorlar. Tabii detayları bilemiyoruz, ne oluyor ne bitiyor haberimiz yok.

İnsanların olimpiyat oyunlarına bakışını nasıl değerlendiriyorsun? Bugün bir çok kişiden ''gerek yok olimpiyatlara, boşuna kalabalık olacak, trafik olacak '' gibi serzenişler duydum.

Boş bir serzeniş. Olimpiyat oyunlarının bir ülkeye katacağı değerleri sadece sporla da belirtemeyiz. Olimpiyat bir kültürdür ve bu kültüre de ülkenin ihtiyacı vardır. Ayrıca Olimpiyat oyunlarının katacağı spor ruhunun da ülke geleceği açısından önemi çok büyük. Anın tadını çıkarmak, bunu yaşamak lazım.

Ülkenin en önemli kuruluşları olimpiyatlara destek veriyor, Koç holding, Turkcell, Thy, Digitürk, Doğuş oto ve daha bir çok büyük firma sponsor oldu. Bu kadar büyük şirketlerin destek vermesi önemli olsa gerek.

Elbette. Herkesin bu konuda birlik olması çok önemli. Olimpiyatları her koşulda istiyoruz ve ülke genelinde de yaratılan sinerji mükemmel.

Resmi sloganımız ''Bridge together = birlikte köprüler kuralım '' nasıl?

Çok eleştirildi bu slogan, nedeni de sloganın İngilizce karşılığı yok ve böyle bir kelime çıktı ortaya. İlginç bir durum, umarım üyeler espirili bir şekilde karşılar.

Şöyle bir eleştiri var, Türkiye spor ülkesi değil, olimpiyat oyunları ile ne işimiz var, hem zaten spor müsabakalarına olan ilgiye bakın, statlar, salonlar derbiler hariç bomboş. Son olimpiyat oyuncuları performansımız da iyi değildi. 

Türkiye bence de spor ülkesi değil ama spor ülkesi olmak adına da Olimpiyat oyunlarına ihtiyacımız var. Olimpiyatın ülke sporuna katacağı ruh var, geçmişte de bunun örneklerini çok gördük. Çin nasıl spor ülkesi oldu hatırlamak lazım.

Bence Çin yıllardır spor ülkesi, belki kalabalık nüfus yüzünden böyle ama kabul etmek lazım başarılılar, 1996 olimpiyatları 50 madalya ile 4 , 2000 olimpiyatları 58 madalya ile 3, 2004 olimpiyatları 63 madalya ile 2, 2008 olimpiyatları 100 madalya ile 1 ve 2012 olimpiyatları 88 madalya ile 2.sıradaydı. Yani yıllardır gelen bir spor ülkesi durumu var, Ve evet 2008 de düzenledikleri olimpiyat ile beraber bu daha da arttı. Bizim de neden olmasın?

1988'den sonra bu çıkışları geldi. Nufüs güçleri zaten malum, doğru da bir yapılanmaya gittiler ve giderek güçlendiler. 2008 Pekin için de çok büyük yatırımlar geldi ve zirveye oturdular. 1992 Barcelona oyunlarını düşün, olimpiyatlardan sonra geldikleri noktayı, şehircilik anlamında çağ atladılar, inanılmaz bir seviyeye geldiler.

Gelelim önceki senelere, Türkiye hep aday oluyordu ancak verilen vaatler tutulmuyor, olimpiyat adaylığı sonrası rafa kaldırılıyordu, yani spora olan bakış böyleydi, kazanamayınca yine aynı şey olmasın? Bu seni korkutmuyor mu? Gerçekten ülkenin olimpiyat düzenlemek istediğine tam anlamıyla inanıyor musun?

İnanıyorum, Olimpiyatlar olmazsa olmaz çünkü. Ama 2020'yi kazanamazsak aynı hevesle 2024'e aday olur muyuz, sanmıyorum. Euro 2016'yı kazanamadık, aynı hevesi Euro 2020 adına göstermedik. Gerçi Olimpiyatla aynı anda düzenleyemezsiniz, birini seçin çıkışı da oldu ama aynı arzuyu göremedim. Euro 2016 için verilen vaatler tutuyor ama, stadyumlar inşa ediliyor. Birçok spor tesisi kazandırılıyor ülkeye. Samsun'dan biliyorum, yeni salon bitmek üzere, stadyum yapılacak, olimpik yüzme havuzu, diğer ilçelere spor salonları derken spora alakamız büyük. Takdir edilesi bir durum.

Olimpiyatlar alınırsa ülkede neler değişir?

Spor kültürü kazanır ülke. İstanbul şehircilik anlamında çok önemli adımlar atar.

7 Eylül 2013 karar açıklanacak, son olarak söyleyeceğin bir şey var mı?

Heyecanla sonucu bekliyoruz.

Keyifli muhabbet için teşekkürler, seninle her konuda konuşmaya devam edelim...

6 Şubat 2013 Çarşamba

Mehmet Topal Röportajı Üzerine



Mehmet Topal Fenerbahçe Gazetesi'nin 110.sayısına güzel bir röportaj vermiş. Röportajı buradan okuyabilirsiniz. Benim söyleyeceklerim son sorunun cevabı üzerine olacak.

Mehmet Topal '' Taraftarlara neler söylemek istersin? '' sorusuna cevap vermiş. Diyor ki ''  Biz yaptığımız hataların farkındayız. Siz ne kadar isterseniz isteyin bazen şans yanınızda olmayabiliyor. Ama biz bu kötü şansı iyiye çevirmek için elimizden geleni yapacağız bundan şüpheleri olmasın. Onlar bizim 12. Adamımız ve onların her zamanki desteğini istiyoruz. Sahada oynayan futbolculara ne kadar destek ve güven verirlerse, biz de futbolcular olarak takımı o kadar üst seviyeye getireceğimize inanıyorum.'' 

Mehmet Topal'a sormak istiyorum. Fenerbahçe oyuncuları olarak hatalarınızın farkında olduğunuzu sezon başından beri söylüyorsunuz ancak neden sezon başından beri düzeltmiyorsunuz?

Mehmet Topal taraftarlardan destek istediğini söylüyor. Mehmet Topal acaba taraftarların sezon başından beri, Kadıköy'de, deplasmanda, hava alanlarında daha doğrusu gittikleri her yerde ne kadar destek gördüğünü, ne kadar onlara inandığımızı görmüyor mu?

Takımı üst seviye getireceğinize inanıyorsanız neden bu zamana kadar herhangi bir şekilde sizden bu ışığı göremedik?

Şans yanımızda değil diyorsun da sen o şansı yaratabiliyor musun? Çoğu maçta Fenerbahçe'nin doğru düzgün pozisyonu olmuyor.

Sonuç olarak Mehmet Topal'ın açıklama yapmasını değil, takım arkadaşları ile beraber sahada bir şeyler yapmasını bekliyoruz.

Fenerbahçe taraftarları bunu yıllardır hakediyor ve bekliyor.

2 Ocak 2013 Çarşamba

Fenerbahçe Ülker Röportajı / Eren Tolga Onur


Msn sohbetlerine devam ediyorum, Önce derbi, daha sonra Fenerbahçe'nin ilk yarı futbolu ve şimdi sezonun kalanından Fenerbahçe Ülker. Eren Tolga Onur ile yaptığımız, bize göre çok keyifli geçen röportajı okumaya başlayabilirsiniz. Eren'e çok teşekkür ederim.

Eren tolga Onur kimdir? Ne iş yapar, Nerede yazar? Ne yapar? Bir röportaj klasiği olarak kısaca kendini anlatır mısın?

Eren Tolga Onur Sakarya Üniversitesi'nde Makine Mühendisliği okur. Okulunu uzatır, bundan da pek rahatsızlık duymaz. http://erentolgaonur.blogspot.com/ olan kendi sitesinde, kendince ve çok ciddili şeyler yazar.  Kafasına eserse de http://taktikanlayis.blogspot.com/ sitesinde Fenerbahçe yazar. Bu aralar Fenerbahçe yazmaya yetecek gücü kendinde bulamadığı için uzun bir ara verdi diyebiliriz. Ne yapar? Şu sıralar okulu bitirmeye çalışır, arkadaşlarıyla her gece ve bazı gündüz vakitleri dünyayı kurtarmayı çok sever, bolca Fenerbahçe'yi yaşar. Daha fazlasını isteyen kızlar Twitter’dan eklesin.

Fenerbahçe'yi yaşar diyorsunuz, uzaktan mı? İçinden mi? Maçlara gidip gelir misin?

Elimden geldiğince içinden yaşarım. Babamla o stada ilk adımımı attığım günden beri içimde hissettiğim garip duygu geçmediği sürece de içinde olacağım. Geçen sene kombinem vardı, her şey güzeldi. Okuldaki işlerin sıkışması ve Sakarya'nın tren raylarının yenilenme çalışmaları yüzünden İstanbul'a pek gelemez oldum. Bu da benim maç ritmimi inanılmaz düşürdü. Stadı çok özlüyorum. Aslına bakarsan bu sene daha çok basketbol maçlarına gitmeye çalışıyorum. Futbolda kombine olmadığı zaman kendimi oraya ait hissetmiyorum. Basketbol farklı. Amatör ruh, yeni yapılanma falan iyi kaptırdım kendimi. Şu sıralar 'içeri' durumu pek yok yani.

Basketbol’a laf geldiği için o zaman asıl röportaj nedenine gelelim, Fenerbahçe Ülker. Eskiden bir klişe vardı, hata şu anda da devam ediyor, Fenerbahçe futbolda bir yenilgi alsa eş, dost, akraba hemen ''ne olacak bu Fenerin hali'' derler. Sanırım şimdi aynı şeyi ‘’Ne olacak bu Fenerbahçe Ülker'in hali’’ diye de sorabiliriz?

 O kadar rahat sorarız ki aklımız durabilir. Fenerbahçe Ülker bu sene genelinde inanılmaz bir değişim yaşadı. Geçen sene enkaz olarak elimizde kalan, umutsuz bir oluşum haline gelmiştik. Kulüp düşünüldüğü zaman en umutsuz ve en düzeltilemez şube olarak duruyordu. Sene başında da vefasızlığın dik alasını her zaman için görmüş, Aydın Örs'ü bir kere daha gönderdik. Yani her şey berbat gidiyordu. Sonra Kemal Dinçer hamlesi, taraftarla saydamlık kurulması ve oluşturulmaya çalışılan yapının başına Pianigiani gibi bir adamın gelmesi her şeyi tersine çevirdi. Takım bizim yeni sezon umudumuz oldu diyebiliriz. Çok şey bekledik, çok emekler verildi ama şu an için tekrar başlarkenki duruma geldik. Harcanan paralar ve alınan performans inanılmaz kötü bir orantı veriyor. İyi sinyaller aldığımız bazı maçlar olsa da genel olarak elimizde umut edebilecek noktalar da yok

Aydın Örs demişken o meseleye bir girelim, Aydın Örs'ün özellikle geçen yıl takıma müdahale edememesi, olanları izlemesi gibi şeyler konuşuldu. Aydın Örs takıma gerçekten müdahale etmedi mi? Yoksa yönetim nedeniyle edemedi mi?

İşin içine girmeyi pek sevmem ama duyduğum şeylerin hepsi Aydın Örs'ün görev tanımının tahmin ettiğimiz kadar kapsamlı olmadığı yönündeydi. Belki de belli olmadığı bile diyebiliriz. Aydın Örs her zaman işin içinde olmayı seven, oyuncularla iletişimi de üst düzeyde olmuş büyük bir basketbol adamıdır. Ayrıca herkes tarafından sevilir, saygı duyulur. Bizim kulübümüz için pek rastlanan bir durum olduğu söylenemez. Geçen seneki takım öyle bir noktaya gelmişti ki Aydın hocanın da yapacağı bir şey kalmamıştı. Kısaca; Aydın Örs'ün olanları izlediğine inanmıyorum. Görevi kısıtlıdır ve yapacakları bu kadardır. Eminim ki yapacağı şeylerin en fazlasını da yapmıştır.

Aydın Örs'ü yerden yere vurmak yerine, yönetimi eleştirmek daha mantıklı olur mu?

 Ben yönetimin –ne yazık ki buna Aziz Yıldırım olarak da bakabiliriz- Fenerbahçe'nin başına gelmiş en iyi yönetim olduğunu kabul ediyorum ama kendilerini en kötü noktaya da taşıdılar. Şu an için gözümde herhangi bir ağırlıkları yok. Her branş için bu geçerli. Basketbol için de öyle. Kesinlikle eleştirilecek şey yapı olmalıdır. Tek kişiye yüklenmek bizim ülkemizde yapılan en saçma ve aynı zamanda da sürekli olan yanlıştır.

Fenerbahçe Ülker geçen sezon tarihinin en kötü dönemlerinden birini yaşadı ve bu sezon öncesi gelen iyi bir hoca ve Avrupa’nın iyi olarak kabul edilen oyuncuları. Basketbol branşı böyle mi ayağa kaldırılabilirdi? Yoksa Fenerbahçe yönetimi ‘’yeni salon yaptık, hem geçen sezon başarısızdık, parayı verip alalım oyuncuları, bu sene başarı yakalayalım’’ mı dedi? Gün kurtarmak için atılan bir adım mı yoksa geleceği rahatlamak için yapılan hamleler miydi?

Öncelikle, bu sorunun cevabı biraz uzun ve karışık olacak.

Karakter sıkıntımız yok :)

 Pianigiani'nin Siena'da uyguladığı sistem için ''günü kurtarmak'' tabiri yanlış olur. Günü kurtarmak her zaman önemlidir ama ana taş bu değildir. Zamanında Mahmut Uslu Beyefendi'nin de buyurduğu gibi biz son senelerde Siena’yı örnek almaya çalışan bir kulüp olduk. Mesela, geçen sene Curtis'in yeni Bo olmasını bekleyerek transfer ettik. Bu sene ise olmasını beklediğimiz adamı aldık.  Belirli bir hedef artışı ve 'günü kurtarma' çabası olduğu kesin fakat başta da belirttiğim gibi takımın başına geçen adam uzun soluklu işlerin adamıdır. Ayrıca, O'na güvenmek ve inanmak için elimizde bolca neden de var. Biz kesinlikle iyi bir hamle yaptık. Transferler konusu biraz karışık.  Günü kurtarmak istemeyen bir takım Batiste, Andersen gibi çok çok uzun vadede katkı alamayacağı adamları almazdı. Tabii ki günü kurtarmak istiyoruz ve geleceğe de bakıyoruz. Asıl yapmamız gereken şey Pianigiani'nin kafasını sahaya yansıtabilen takımı oluşturmaktı. Bu yönden bakınca, kimsenin takıma sallamaya hakkı yok diye düşünüyorum. Ben de dahil herkes eksikleri olsa da güzel bir takım kurulduğunu düşünüyordu. Şimdi işler karışınca ''biz demiştik abi'' edebiyatı yapmanın bir manası yok. Çözüm üretmeye çalışmalıyız.

Fenerbahçe Ülker'in bir Batiste sorunu var, Batiste'in yanlış yerde oynatıldığını, Panathinaikos'dan farklı bir yerde oynatıldığını görüyoruz? Batiste'den neden verim alamıyoruz?

Olaya Batiste ekseninde değil de pota altı rotasyonu ve kısa verimlerinden yola çıkarak bakmak istiyorum. Batiste sene başında Andersen kendini bulana kadar dört numara denendi. Oğuz ile birlikte oynadığı zamanlar bile oldu. Bunlara takılmamak lazım. Asıl sorun olan şey Batiste'i kullanış tarzımızdı. Batiste hücum süresinin elinde biteceği adam olmamalı. Batiste potaya bu kadar uzak olmamalı. Eline gerekli yerlerde top verildiğinde Avrupa'nın en iyi bitiricilerinden birini kullanamadık ve kullanamıyoruz da. Burada kadro yapısına ve oynanan basketbola girmek gerekir. Pick and roll oynayacak bir Diamantidis'e sahip değiliz. Zaten buna çoğu takım sahip değil ama yan parçalarla bu telafi edilebilirdi. Emir’in sahada olduğu süreler de çok az. Barış'ı yeni yeni kullanmaya başladık.  Bu ve bunun gibi sebeplerle istediğimizi alamadık. Batiste hâlâ -yaşına rağmen- gittiği herhangi bir basketbol takımında başarılı olabilir.  Sadece böyle kullanılmamalı.

Pota altı rotasyonnu diyoruz, Fenerbahçe ne zaman rakipten daha fazla ribaund alacak, ribaund sıkıntısı çekmeyecek? Real madrid maçı 43-31, Panathinaikos maçı 38-30 ve son olarak top 16 maçında Barcelona karşısında verdiğimiz 34 ribaund'a karşı alınan 18 ribaund.

Yanılmıyorsam Barcelona bizim toplam ribaund sayımız kadar veya daha fazla hücum ribaund’ı aldı. Bu pota altı rotasyonuyla daha fazlası olamayacağını söylemek umutsuz bir yaklaşım olmaz. Andersen hiçbir zaman çok sert bir uzun olmadı ama iyice meme kıvamına gelmiş durumda. Batiste son maçlarda kıpırdansa da sezon genelinde bize sertlik vermedi. Oğuz konusuna girmiyorum, girersem röportaj bitmez. İlkan beklediğimiz sertliği ve enerjiyi verebilecek bir adam ama bu işler bu kadar kolay değil. Onun da bazı hataları var, koçun da bazı inatları var. Bir de işin Kaya boyutu var. Kaya takıma sertlik katabilecek bir adam. Koçun planlarında olmaması kötü. Biraz kullanabiliriz diye düşünüyorum. Hatta Emir'i de dört numara gibi oynattığımızı düşünürsek –abartılmadığı sürece güzel bir denemeydi-, düzeleceğini sanmıyorum. Zaten bu sene hakkında o yüzden çok umutlu olamıyorum. Sene başında bu kadar yumuşak kalacağımızı tahmin edememiştim.

Umudum yok diyorsun, koç Simone Eylül ayında ‘’takımından memnuum’’ , Ekim ayında ‘’çok çalışıyoruz, daha iyi oluyoruz, daha iyi olacağız’’ ve Barcelona maçı öncesi ‘’bu iyi bir test maçı olacak, daha çok çalışmamız gerekiyor’’ tarzı açıklamalar yaptı. Sence Simone hayal kırıklığı mı yaşıyor? Takıma inanıyor mu? Demeçlerinden ne çıkartabiliriz?

Demeçlerinden umut çıkartabiliriz. Bunu söylemek yanlış olmaz. Koç iyi olacağını düşünüyor. Benim 'umudum yok' dememdeki kasıt çok çok yukarılara çıkamayacağımız. Fenerbahçe daha iyi olacaktır, belki gruptan da çıkacaktır ama gerektiği kadar dirençli bir takım olamayacağız gibi duruyor. Deplasmanlara bakarsak sorunun cevabını bulabiliriz. Khimki hariç dağılmadığımız zor bir deplasman yok. Evinde rahat rahat kazandığımız Panathinaikos dahil. Bunun bağlı olduğu ayakları; ribaund, kısaların beklediğimiz baskıyı asla oluşturamaması ve setlerin yavaşlığı gibi bir sürü yere bağlayabiliriz. Topu Pianigiani takımı gibi çeviremiyoruz, rakibi ısıramıyoruz. Bu yumuşaklıkla nasıl olacak bilemiyorum. Ben işin içinden çıkamıyorum, umarım koç çıkar.

Belki gruptan da çıkarız dedin, Top 16'dan üste çıkma şansımızı nasıl görüyorsun? Grupta da gerçekten çok iyi takımlar var, Siena, Barcelona, Maccabi, Olympiakos gibi Final Four'a kalsa şaşırmayacağımız takımlar. Neler olur?

Evimizdeki maçlarda yine bir şekilde direnç gösterip çok erken havlu atmayacağımızı düşünüyorum. Olayı sonuna kadar taşırız ama çıkamamak sürpriz olmaz. Grup zor, gerçi kolay olması garip olurdu. Saydığın takımların yanı sıra Caja da Zan Tabak yönetime geçtikten sonra farklı bir kimliğe büründü. Sene başındaki hallerine bakarsak kesinlikle korkulması gereken bir takım. Siena hala daha iyi oynuyor, çıkabilecekleri nokta ne olur bilemiyorum ama sonuç olarak tehlike. Olympiakos sene başındaki tutukluğunu attı ve ilk maçta mağlubiyetle başlamaları hiç iyi olmadı. Maccabi bildiğimiz Maccabi gibi değil ama yine de bizden iyi olduklarını söylemek zor değil. Hiç saymadığımız Khimki öyle ya da böyle bizi yendi ve evlerinde bu şutörlerle herkese tehlike oluşturabilirler. Ülke rekabetini de işin içine katarsan Beşiktaş bizden maç çalabilir. Gelinen noktada ilerisi için pek umutlu olamıyorum.

Geçen sezondan başlayan Yunanistan'daki ekonomik kriz, Olympiakos nasıl bir ekiple şampiyon oldu, İtalya'da ekonomik sıkıntılar,sponsorların fesh etmesi. Mesela Siena'nin hocası dahil en büyük oyuncuları ayrıldı ve hala Euroelague'in iyi takımlarından. Bu iş sadece transferle, parayla olmuyor mu? Belli bir ekol olmak, belli bir sistem kurmak mı lazım?

En başından beri anlatmaya çalıştığım şey bu. Basketbol takımı olmak, her sene en yukarılarda bulunmak kolay bir şey değil. Sene başında yazarken ''Taraftar çok uçuyor, hemen Euroleague kupasını aldık'' dediğimde çok tepki aldım ama bu işler o kadar kolay değil. Benim ilk plandaki amacım, orada kalıcı olmaktır. Eminim ki Pianigiani'nin de öyledir. Koç bu iş için uygun adamdır. Yanlışları var, inatları var ama bu işi yapabilecek bir kapasiteye sahip. Kesinlikle arkasında durmalıyız.

Simone'nin de arkasında durmayacaksak zaten neden bu branşa ağrlık veriyoruz ama yanlışlarını da söyleyelim, en son maç yeni transfer Tripkovic'in süre almaması yanlış değil mi + Tripkovic kimdir? Bilmeyenler çok, kısaca anlatır mısın?

Tabii ki yanlışlarını söyleyelim. Röportaj başından beri söylemeye çalıştım, söylerim de. Asla kör bir adam olmadım. Maç kopmuşken ve Tripkovic'in ilk maç stresini atması için uygun bir ortam varken kullanılabilir miydi? Pek tabii kullanılırdı. Peki bu adam için; hafta içi takıma gelmiş, kimseyi tanımıyor ve belirli bir süre sonra Euroleague macerasına dönüyor diyerek Barcelona maçında oynatmamak hata mıdır? Bence değildir. Tercihtir. Tercihlere saygı duyarım. Tripkovic bizim kadromuzda bulunmayan saf şutörün tanımıdır. Perdeden çıkar, şutunu bulur ve atar. İyi günündeyse rakibe kan kusturur. Ayrıca Partizan terbiyesiyle büyümüş bir adam olarak basketbol bilgisi de iyidir. İkili oyun oynadığını görebiliriz mesela. Bir de işe altıncı yabancı olarak bakmak lazım. Ne bekliyorduk? Süper bir yıldız mı? Yoksa istediğimiz bir görev adamı mı? Ben ikincisini bekliyordum ve beni hayal kırıklığına uğratmadı. Tripkovic daha yukarılara gelmesi beklenen bir adamdı ama asla kötü bir oyuncu olmadı. İyi bir kumar ve denenebilirdi. Şutör eksikliğim açıkken bu transfere laf etmem yanlış olur.

Shelden Williams transferi yattığı için sevinmeli miyiz? Batiste'in de gideceğini düşünürsek.

Ben sevinmiyorum ve siz ne düşünürsünüz bilemem. Shelden Williams NBA'de aradığını bulamamış, bir ara basketbola ara vermiş bir adam. Asla kendi yetenekleriyle skor yaratabilecek bir oyuncu değil ama caydırıcı bir güç olacaktı. Çok çok iyi bir savunmacı olmadığını kabul ediyorum ama işin savunma kısmına vereceği katkı şu anki uzun rotasyonunun çok ötesinde olacaktı. Ayrıca bu adam yansıtıldığı kadar kazma bir adam da değil. Kaya'nın evrildiği son haliyle kıyaslayanlar falan oldu ki gülerek okudum. Shelden bizim sistemimize daha uygun bir adamdı. Olaya Batiste - Shelden takası gibi bakmamak gerekir. Dediğim gibi, Batiste ismini kullanamıyorsan Shelden gibi bir adamı almak kötü bir hamle değildir.

Genel takıma geçelim. Euroleague'in en az asist yapan 3.takımıyız, en az ribaund alan 2.takımıyız. Bu şartlarda buralarda olmamız da büyük başarı değil mi?

Başarısızlıklara bakıp da başarı çıkartmak sevdiğim bir iş değildir ama üzülerek söylüyorum ki evet öyle. Cantu, Union maçını kazanmış olsaydı gruptan çıkamıyorduk. Daha ötesi olabilir mi?

Oyuncuları değerlendirelim mi kısa kısa? Ama sadece Bo’dan uzunca bahsedelim. Bo Makedonya milli takımı ile yarı final, partizan ile final four , Siena'ya neler yaptığını söylemeye gerek yok. Burada neden özlediğimiz oyuncu olamadı? Sakatlık etken mi?

Sakatlık öncesi daha iyi oynadığını söylemek mümkün. Sakatlık sonrası Bo'yu oynatmak konusunda çok ısrarcı olduk. Acaba bir etkisi oldu mu diye düşünmeden edemiyorum. Bo asla bu değil.  Tamam hiçbir zaman takımını oynatan, pick and roll üstadı bir adam olmadı ama yaptığı iyi şeyler her zaman için önemliydi. Bo'nun performansına bakarken, takımın hücum setlerinde Bo'ya gereken boşlukları oluşturacak hamleleri iyi yapamadığını da düşünebiliriz. En başta da söylediğimiz o öldürücü baskıyı oluşturamamız konusuna da değinebiliriz. Elimizde, kağıt üzerinde Sato-Ömer-Bo var ve top çalma rakamlarımız da çok çok iç açıcı değil. Her şey bu kadar tersken Bo'dan çok düz bir oyun beklemek yanlış olur ama bildiğimiz Bo olmadığı gerçek.

Diğer oyuncular ile ilgili kısa kısa yorumlara geçelim ;

Sato
Kesinlikle çok emek veriyor. Hücum anlamında biraz daha fazlasını bekliyorum ama verdiği mücadele çok hoşuma gidiyor.

Bojan
 Kötü başladı, iyi gidiyor. Elimizdeki tek skorer diyebiliriz. Bojan'a şutör demek istemiyorum. Bence iyi bir skorer. Sırtı dönük de oynayabiliyor. Değerli bir parça.

Batiste
Oyun yapısından ötürü kızamıyorum. Çok büyük saygı duyduğum, Avrupa'nın en iyi bitiricilerinden biri. Olmadı, tutmadı.

Ömer onan
Düşen oyun ritmine, yaptığı acayip hatalara rağmen ben Ömer'i hep çizginin hemen üzerinden uçan topa doğru atlarken hatırlayacağım. Kesinlikle mücadele simgemiz. Çok büyük Fenerbahçeli.

Emir
Belirli bir süre düşüşe geçse de yaşadığı en istikrarlı sezon diyebiliriz. Kesinlikle inanılmaz bir saha görüşü var. İyi günündeyse izlemekten en zevk aldığım oyuncu. Geldiğinden beri söylüyoruz; şutunu ve fiziğini geliştirmesi lazım.

Andersen?

Şu an için 'şutu girerse iyi, girmezse berbat' bir profil çiziyor. Savunma kısmında daha iyi olabileceğini düşünmüyorum ama hücumda bir kaç hareketini daha görmek istiyorum. Her şeye rağmen Andersen bu değil.

İlkan Karaman
Çok büyük atlet. Şutunu güveniyle birleştirebilirse güzel bir silahı daha olacak. Ben İlkan'dan biraz fazla umutluyum.

Oğuz savaş

Tüm fenerbahçe şubelerinde beni en çok hayal kırıklığına uğratadan adam. Parkeye ilk adım attığı anı hatırlıyorum ve şu andan bir farkı olmadığını hatta daha heyecanlı olduğunu biliyorum. Oğuz yeteneğine yazık ediyor ve edecek gibi duruyor.

Kaya Peker
Zamanında iyi bir hücumcuydu, bu hallerini görmek üzücü. Açık söylüyorum, sevmem ama saygı duyuyorum. Sertlik için kullanılabilir.

Barış Ermiş
Abartıyorsam da umurumda değil; benim için şu an Türk oyuncular içerisindeki en iyi guard.  Saha görüşü, ikili oyunları ve savunma gayreti çok iyi. Bu sene şutuna da daha çok güveniyor. Ben Barış'ı çok seviyorum, koç da artık hakkını vermeye başladı.

Fenerbahçe Ülker için sezon kötü başladı, kötü devam ediyor ama basketbolu izlemeyen sadece puan durumuna bakan adam ligde lider, top 16'da yoluna devam ediyor diyebilir.İzleyen adamlar için ''bekleyin az kaldı, takım geliyor.'' diyebiliyor musun?

O adamı bana gönder de bir tane deplasman maçını beraber izleyelim derim ben de. Çok abartılan Türkiye Basketbol Ligi'nin de nasıl bir balon olduğunu görebiliriz buradan. Efes'in de Galatasaray'ın da çok dirençli takımlar olduğunu düşünmüyorum. Düşük bütçelerle kurulan Karşıyaka, Banvit hatta Beşiktaş bile kendi çaplarında daha iyi takımlar. Bu paralara oluşturulan bu takımlar çok büyük yanlışların sonucu. Fenerbahçe'nin yapmaya çalıştığı şeyi anlarım, Galatasaray'ın da öyle ama Anadolu Efes mesela, ne yapıyor? Birisi bana çıkıp mantıklı açıklama yaparsa sevinirim. O yüzden başarılıyız diyemem. Ben en azından gidip Barcelona deplasmanında biraz direnç göstermek istiyorum.

Fenerbahçe Ülker tribünleri hakkında ne düşünüyorsun? Yeni salon, değişik bir kitle?

Çok kötü., gerçekten kötü. Bazı dönemler güzel görüntüler ortaya çıksa da asla yeterli değil. Basketbol taraftar kültürü ayrı bir kültürdür, bilirsin. Hakemi etkilemek, takımı ateşlemek ayrı işlerdir. Bunları 'Alex de Souza' diye bağırarak yapamazsınız.

Ülker ile sponsorluğun bitirileceği konuşuluyor? Bu durum olursa bizi nasıl etkiler? Sahiden etkiler mi?

Öyle şeyler konuşuldu ama sonra gerçek olmadığını okudum. Gerçek olursa da yeni bir sponsor bulunur. Yönetimin maddiyat konusunda hakkını vermek lazım. En azından bu sene gerekli bütçe oluşturuldu. Bundan sonra da hedefler doğrultusunda farklı bir noktaya gelineceğini sanmıyorum. Sorun olmaz yani.

Kısa sorular, kısa cevaplar bölümü ;

Final Four? Bu sene hayal.
5 yıl içinde şampiyonluk? Pianigiani'nin arkasında her şeye rağmen durulursa mümkün.
Türkiye Basketbol Ligi? Birinci bitirirsek çok büyük bir avantajımız var. Takımlara da bakıyorum ve bence alırız diyorum.
Simone dönemi MVP? Tüm dalgalanmalara rağmen Emir.
Simone dönemi hayal kırıklığı? Batiste.
En iyi oynadığımız maç? Tam olarak istediklerimi aldığım bir maç yoktu ama belki Galatasaray maçı.
En kötü oynadığımız maç? Kesinlikle çok seçenek var ama ben Barcelona diyorum. Bu kadar ezileceğimizi sanmıyordum. En azından yeni bir grup, yeni umutlar diyerek farklı bir takım bekliyordum

Son olarak Fenerbahçe Ülker ve sezonun geri kalanı ile ilgili ne bekliyorsun?
Ben hayatım boyunca çok umutlu bir adam oldum. Kızıyorum, sövüyorum ama takımın hâlâ daha bir tepki vereceğini umuyorum. Gruptan bir şekilde çıkıp sonra eleneceğimizi düşünüyorum. Lig konusunda fazla şüphem yok. Her şeye rağmen Fenerbahçe çıkıp bir lig maçında –Örneğin; Aliağa- otuz asist yapabiliyor. Kadromuz ve yapımız yine ağır basıyor yani. Ligi alırız.

Röportaj için çok teşekkürler, çok keyifliydi. Başka da soru yok. Var mı ekleyeceğin bir şey?

Eyvallah. Asıl ben teşekkür ederim, oldukça fazla keyif aldım. Gerektiği kadar konuştum herhalde. Ekleyecek bir şeyim yok.

Ve kişisel soru ;  ygtylmz.blogspot.com ile ilgili ne düşünüyorsun?

Bunu seninle yaptığımız sohbetlerde de söyledim. Bloglarda fotoğraf, haber tarzı şeylerin paylaşılmasından yana değilim. Bunu sen de yapıyorsun ve ben de sana hep söylüyorum. Tabii ki tercih meselesidir, saygı duyarım ama okumam. Maç günlüklerin, Hakan ile yaptığın röportaj ya da kendi fikrinin olduğu maç yazılarını ise okurum. Hepsini bir araya toplarsak, bu kadar kişiye hitap ediyorsan da bu senin başarını gösterir. Benim fikirlerime de uymaman gerektiğini :)

Eren Tolga Onur ; twitter.com/erentolgaonur


31 Aralık 2012 Pazartesi

İlk Yarı Fenerbahçe Röportajı / Hakan Çoban




 Msn’den sohbet tadında röportajlarımız devam edecek demiştim. Ve sıradaki röportajımızı iyi bir Fenerbahçe’li Hakan Çoban ile yapıyoruz. Röportaj da denmez, HakanÇoban ile Fenerbahçe’nin ilk yarısını konuştuk. İşte keyifli sohbet ;

Hakan Çoban kimdir?

İlk sorudan da anlaşıldığı üzere galiba ropörtaj boyunca klişelerde boğulucağız. Twitter bio'mu yazayım bu soruya öncelikle "Hayattaki olası play-off eşleşmelerine 1-0 mağlup başlayan insan. Hayatta en çok Fenerbahçe'yi sevdi. He bi de Allah affetsin de çok çirkin" bunların dışında dünyanın en berbat şehrinde İktisat okumaya çalışan birisi. Dünyanın en berbat şehri Çankırı.

Neden Fenerbahçe? Fenerbahçe’li olma hikayen var mı?

Benim yok. Çocukluğumdan beri bu bi uktedir içimde. Keşke benim de Fenerbahçeli olma hikayem olsa diye. Babam Fenerbahçe’li ama takım seçiminde asla karışmadı. Dayımlar Galatasaray’lı ve ben küçükken Galatasaray’lı olmam için çok uğraşmışlardı. Ama nedense kendimi Fenerbahçe'ye yakın hissetmiştim hep, Fenerbahçeli oldum. Mutluyum.

Röportaj klişelerle gitmesin, hemen konumuza geçelim, Fenerbahçe’nin ilk yarı performansı hakkında ne düşünüyorsun?

Genel olarak bakarsak puan cetveli zaten bazı şeyleri göz önüne seriyor. Sezonluk ya da yarım sezonluk performansları maç maç değerlendirmek yanlış olur. Sezonun geneline bakarsak oyunu rakip yarı alana yıkmakta zorluk çeken bi Fenerbahçe var. Bunun en büyük sebebi de Cristian'ın performansı. Ortasaha ile hücum arasındaki o köprüyü kurması gereken adam hiçbir şey ortaya koyamayınca takımın randımanı yarıya düşüyo zaten. En büyük problem de bundan kaynaklı olan Sow'u pozisyona sokamamak. Pozisyon-Gol oranında belki de Avrupa'nın en iyilerinden ama böyle bi forvete sahip olmamıza rağmen onu pozisyona sokamıyoruz.

Peki madem Cristian bu kadar kötü diyorsun, nasıl oluyor da hâlâ takımın vazgeçilmezi?

Bilmiyorum. Aykut Kocaman'a sormak istediğim ilk soru bu. Hocayı karşıma alsam, Cristian hakkında sabaha kadar konuşurum, tartışırım ve hoca tartışmanın hiçbi noktasında haklı çıkamaz.

Aykut Kocaman'ın ilk yarı performansı nasıldı sence? Sence gerçekten iyi teknik direktör mü? Doğruları, yanlışları neler?

İlk yarıda yalnızca 27 puan toplayabilen bi takımın teknik direktörü için ilk yarı iyi bi performans gösterdi diyemem. En büyük sıkıntısı bence oyuna müdahaleleri. Ve yanlışları diyorsak Cristian ısrarını da ilk sırada söylememiz gerekir.

Cristian değil de genel olarak bir kişide ısrar etmesi gösterilebilir mi? Oyuncu ne kadar kötü oynarsa oynasın kadroya giriyor.

Anlamadığım ısrar da o zaten. Belki hoca kötü oyuncu olduğunu düşünmüyor ya da belki de gerçekten kötü oyuncu değil ama kötü performans sergiliyor, bunu herkes görüyor. Ama kötü performans sergilemesine, mücadele etmemesine rağmen yine de rahatlıkla kadroya girebiliyor.

İlk yarıdan gidiyoruz, oyunculardan bahsedelim, en iyiler, en kötüler, hayal kırıklıkları, üstün performanslar?

En iyiler: Hasan Ali Kaldırım - Sow – Kuyt
En kötüler: Cristian - Yobo – Stoch
Hayal kırıklıkları: Volkan - Gökhan Gönül
Üstün performans: Bekir İrtegün, Sezer

Hasan Ali Kaldırım'ın bir çok kesim Fenerbahçe'nin oyuncusu olmadığını söylüyor? Bunun nedeni göze hoş gelen hareketler yapmayıp, gayet düz işini yapması mı?

En çok anlam veremediğim noktalardan biri de Hasan Ali Kaldırım'ın bu kadar eleştirilmesi. Nedenini ben de anlamıyorum. 3 sezondur ligin en istikrarlı oyuncusu. Kötü oynayan birisi 3 sezon boyunca hep aynı istikrarı sağlayamaz.

Sezer hakkında ne düşünüyorsun? Biraz çabuk mu büyük oyuncu olduğunu sanıyor? Özellikle twitter mesajları nedeniyle taraftarlardan büyük eleştiri alıyor. Şov yaptığını söylüyorlar.

Gurbetçi yapısından kaynaklanan bi şey bu. Genelde bu tarz gurbetçi futbolcular şımarık oluyor. Tabi Sezer'in yaşadıkları da kolay değil. Büyük umutlarla geldi, gelmesini en çok isteyenlerden biriydim zaten. Malum süreçten bahsetmek istemiyorum, geldikten sonra ilk 11'de çıktığı ilk maç Sivas deplasmanıydı. Şansını kullanamadı, sonrasında çıktığı ilk maç 2,5 ay sonrasıydı ve o maçta da sakatlanıp sezonu kapatmıştı. Bu sezon da yine ilk başlarda forma şansı bulamadı ama oynamaya başladığı dönemde beklenenden çok daha büyük bi patlama yaptı ve bu onun davranışlarına da yansıdı. Hırsının bunda etkisi var uzun zamandır oynamayan birisinin oynadıktan sonra kendisini kabullendirmesi için hırs yapması normal ama başta dediğim o gurbetçi yapısından kaynaklı, bazen dozunu kaçırabiliyor. Ben normal karşılıyorum.

İlk yarıdan Fenerbahçe'nin en iyi oynadığı maç ya da maçlar?
 Monchengladbach ve Beşiktaş.

Fenerbahçe'nin deplasman performansı hakkında ne diyorsun? 1 galibiyet?
1 galibiyet elbet kabullenebilecek bi durum değil ama tablonun görünenin aksine çok karamsar olduğunu düşünmüyorum. Alex gittikten sonrasını ele alırsak, galibiyet aldığımız tek maç olan Akhisar dışında çıktığımız 4 deplasman, Bursaspor, Eskişehirspor, Kayserispor ve Galatasaray. Bunların ligin en zor 4 deplasmanı olduğunu kabul edelim. Ayrıca bu 4 maçın hiçbirinde kötü oynamadık ve kaybettiğimiz tek maç Galatasaray maçı. Fenerbahçe gibi bir takım için kazanma alışkanlığı çok önemli ama bu kadar zorlu deplasmanlarda kaybetmemek de önemliydi bana göre. Zaten Eskişehir deplasmanı malum, maç içindeki o olaylara rağmen takımın o maçta o karakteri sergilemesi ilk yarının ender artılarındandı. Bursa ve Kayseri’de de dediğim gibi kötü oynamadık, tamam iyi de oynamadık ama rakibe oynama şansını da fazla vermedik.

Şampiyon olmak için deplasmanda maç kazanmak önemli diyorsun. Deplasmanda kazanmaya başlayacağımıza inanıyor musun 2.yarı?

Bunu şu an konuşmak için erken. Transferler bittikten sonra, 2. yarıya başlayacağımız kadroyu gördükten sonra daha iyi bi şekilde yorumlayabiliriz.

Fenerahçe tribünleri hakkında ne düşünüyorsun? Sezon başında alınan bir karar ve tüm taraftar grupları aynı yerdeler. Sence ilk yarı tribünler nasıldı?

Yıllardır beklediğim olay üm grupların aynı yerde olmasıydı. Kısmet bu seneyeymiş. Sezon başındaki o 5 maçlık cezadan sonra çok az maçta görebildik tribünün performansını. İlk sene olmasının da etkisiyle bazı soru işaretleri vardı ama buna rağmen şimdiye kadar beklentinin çok çok üzerindeydi. Özellikle Avrupa maçlarındaki meşale organizasyonları kusursuzdu ve görsel olarak ilk yarı performansına renk kattı. Zaman geçtikçe tribün açısından her şeyin daha iyi olacağına inanıyorum.

Kısa kısa cevap ve sorulara geçelim ;

Aykut Kocaman – Her şeye rağmen "Kocaman" umutlarımın sahibi
Aziz Yıldırım – İSTİFA!
Alex – Ahmet Kaya’dan gelsin ; Tıks 
Meireles tükürdü mü? – Hayır, tükürmedi
İlk yarının en iyi golü – Sow, Beşiktaş.
Fenerbahçe yönetimi – Balık baştan kokar
Sow – Yalnız ve güzel adam
Recep Niyaz -
Amiyane tabirle: Fenerbahçe'nin geleceği
Ömer Temelli - evet-hayır-bilmiyorum-sağolun-teşekkür ederim
En çok üzüldüğün maç – Galatasaray ve Karabük
En çok sevindiğim maç -  Monchengladbach ve Beşiktaş
İlk yarının olayları – Kasımpaşa ve Karabükspor mağlubiyetleri ve tabii sonraları.

Twitter ile ilgili birkaç soru ; 

#ultrasgoygoy ?

 Dünyanın en güzel insanları

Twitter uğursuzluğun hakkında ne söyleyeceksin? Gol olacak diyorsun oluyor, tutacak diyorsun tutmuyor, tutmayacak diyorsun tutuyor?
Bilmiyorum ben de anlam veremedim. Galatasaray'ın maçlarında ne zaman gol olucak desem oluyor. Bizim basketbol maçlarında ne zaman tahmin yapsam tersi çıkıyor. Bundan sonra bu iki şeyhakkında yorum yapmayacağım. Herkes rahat etsin.

Niye bu kadar tahmin yapmayı seviyorsun?
 Bi konu hakkındaki tahminim tutunca hep tahmin yapasım geliyor. Galiba "ben demiştim" demeyi seviyorum. Bundan kaynaklı olabilir.

Ve Son soru tamamen kişisel, ygtylmz.blogspot.com hakkında ne düşünüyorsun?
Konu bloglardan açıldığında her zaman söylenen klişeleşen bi cümle vardır "Twitter blogları öldürdü" diye. Dolayısıyla bu blog da bundan fazlasıyla etkilendi. Ama "Maç Günlüğü" olayını nedense çok seviyorum. Şimdiye kadarki tüm maç günlüklerini okudum. Keşke her gün maça gitsen de her gün maç günlüğü yazsan.

Bu keyifli sohbet için çok teşekkür ederim.