Sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Şubat 2025 Pazartesi

My Favourite Cake


Hayatımda izlediğim en iyi filmlerden birisi. Saatlerce övebilirim, saatlerce hakkında yazabilirim ama spoiler olmasını istemiyorum. Eğer buradaysanız ve bunu okudaysanız lütfen izleyin. Olağanüstü bir film.

Dans sahnesi hayatımda izlediğim en iyi sahnelerden. Film sonrası en az 10 defa o dans sahnesini izledim.

Mahin ve Faramarz

İran sineması diye bir gerçek var.

Ne acayip filmdi ya. 

Filmin hikayesini buradan okuyabilirsiniz.

Şarkı.

26 Şubat 2024 Pazartesi

Poor Things


Bloga girdim, fotoğrafı koydum, başlığı yazdım ancak nereden başlayacağımı bilemiyorum. Elbette derin bir sinema ve film analizi yapamayacağım ancak salonda geçirdiğim 141 dakika sonrası iyi ki bu filmi sinemada izlemişim diyerek ayrıldım.

Ve her zaman olduğu gibi yine kendi düşüncelerimle buraya bir şeyler yazacağım. Öncelikle filmdeki bazı diyaloglar şahane ve bunların çoğunda Bella karakteriyle oynayan Emma Stone var. Erkek iktidarına karşı söylenen ve düşününce ne kadar haklı ve doğru olduğunu bildiğimiz anlar. Bir insanın doğumundan başlayan ve kendisini tanımaya giden süreci. Erkeklerin baskıları, toplumsal baskılar ve başkaları tarafından yapılması istenenler. Ancak tüm bunları reddeden ve kendi düzenini hiç kimseyi dinlemeden kuran bir insan. Hatta bana tanrı bile bir şey söyleyemez, benden bir şey isteyemez durumu.

Sadece burada yazdıklarımı düşününce bile filmin beni ne kadar etkilediğini anlayabiliyorum ancak özellikle Emma Stone'un kusursuz oyunculuğunu da ayrıca konuşmak lazım. Konuşması, cümleleri, hareketleri, mimikleri, yürüyüşü ile beraber olağanüstü performans. Her zaman aynı şeyi diyorum bir oyuncu beni oynadığı role ne kadar sokabiliyorsa o kadar seviyorum. Bu filmde tam olarak bunu gördük. Elbette tüm Oscar 2024 adaylarını izlemedim ama bu performansla herhalde en iyi kadın oyuncu ödülünü alırsa kimse şaşırmaz.

Film hakkında konuşurken elbette filmin oldukça konuşulan sahnelerini de söylemek lazım. Emma Stone gibi güzel bir insanın bir de bu kadar net seks sahneleri olunca eleştirenler, abartılı bulanlar oldu. Ancak açıkcası ben bu filmde bu sahnelerin akışta o kadar iyi olduğunu düşünüyorum ki bu filmi o sahneler üzerinden yorumlamak bile doğru gelmiyor. Zaten filmin içine giriyorsunuz ve soluksuz şekilde 141 dakika geçiriyorsunuz. Her film için bunu söyleyemem ama tek bir saniye bile sıkılmadım.

Duncan Wedderburn rolüyle Mark Ruffalo ve Dr. Godwin Baxter rolüyle Willem Dafoe elbette öne çıkan diğer iki oyuncuydu. Onların da oyunculukları, kıyafetleri, makyajları çok iyiydi.

Bella ile Duncan'ın dans sahnesinin güzelliği.

Kamera açılarının güzelliği. Bazı geçişler nefisti.

Hem bu kadar güzel olup hem bu kadar iyi oyunculuk çok başka nokta. Emma Stone için kariyer zirvesi olabilir.

Yorgos Lanthimos sineması.

11 adaylık aldığı Oscar 2024 performansını da merakla bekliyorum.

Sonuç olarak sinemada izlediğim bazı filmler sonunda hiç mutlu ayrılmıyorum ve verdiğim paraya acıyorum. Bu film onlardan biri değil. Bayıldım. Ancak yine ''mutlaka izleyin'' diyeceğim filmlerden de değil. Herkes sevmeyebilir. Ben bir kez daha izleyeceğim.

11 Şubat 2024 Pazar

Kar ve Ayı


Selcen Ergun'un ilk uzun metrajlı filmi olan Kar ve Ayı yine burada ''mutlaka izlemelisiniz'' diyeceğim filmlerden birisi değil. Bu tarz filmleri herkes sevmiyor-sevemiyor. Benim ise kendimi sanki Akçeken Köyü sakini gibi hissetmemi sağlayan bir film oldu. Sanki o köyde hemşire Aslı'nın bir arkadaşı gibi izledim. Zaten filmdeki rolüyle Merve Dizdar en iyi kadın oyuncu ödülünün sahibi olmuştu. Kusursuz oyunculuk.

Buz gibi havanın ardından girilen sıcacık ev. Normalde bir yaz insanı olmama rağmen bu anların büyüsüne kapıldım. İnsanı mutlu eden bir şeydir.

Blu Tv'den izleyebilirsiniz. Keşke sinemada izleme şansım olsaydı.

Film hakkında çok iyi bilgiler var ancak burada tek tek yazmaktansa spoiler içeren cümlelerin de olduğu şahane röportajın linkini bırakıyorum. Buradan okuyun. 

Böyle filmlerin hastasıyım.

Yönetmen: Selcen Ergun
Oyuncular: Merve Dizdar, Saygın Soysal, Asiye Dinçsoy, Erkan Bektaş, Derya Pınar Ak, Onur Gürçay, Muttalip Müjdeci

21 Ocak 2024 Pazar

Resistance

 

Yine izlemeye başlarken beklentimin fazla olmadığı bir film yine oldukça beğendiğim ve duygusal anlamda etkilendiğim bir seyre dönüştü.

Fransız pandomim sanatçısı ve devrimci Marcel Marceau'nun hayatını ve yaptıklarını anlatan gerçek bir hikayeden uyarlanması zaten benim için olayı bitiriyor. Nazi Almanya'sının işgali altındayken kendi hayallerini bırakarak binlerce çocuğun hayatını kurtarmak isteyen Marcel'in yaşadıkları çarpıcı şekilde anlatılmış.

Başkalarını suçlamak ''acısını başkasından çıkarmak'' etkisini oluşturabilir.

Popülist insanlar, siyasetçiler aptal destekçileri zinde kalsın diye konuşurlar. Böylece sefil hayatlarını unutmuş olurlar.

Yahudi halkını yok etmeye çalışan bir insan karşısında her izlediğim bu tarz filmde ekran karşısında donup kalıyorum.

Film sonunda ekrana gelen ölüm sayıları korkunç. Milyonlarca çocuk öldürülmüş.

Lyon kasabı yani Klaus Barbie. Nefret etmemek imkansız.

Marce ile Emma çifti. Clemence Poesy.

Bu tarz filmlerin olmazsa olmaz anı bu kez trende gerçekleşti. Soluksuz ve büyük bir heyecanla takip ettim. Olağanüstü gerilim.

Jesse Eisenberg. Kusursuz oyunculuk.

Yapmak istediklerimiz mi? Yapmamız gerekenler mi? Öncelikler değişebilir.

Benim çok sevdiğim bir tarz. İzlediğim tüm filmler beni etkiliyor. Gerçek hikaye olması, 2.dünya savaşını anlatması beni direkt filmin içine çekiyor. Blu Tv'den açın ve izleyin.

14 Ocak 2024 Pazar

Gemide


''Bu dünya iki şeyden yıkılacak. bir binadan, bir de zinadan. Allah sonumuzu hayır etsin. Mahşer günü bütün binaları deniz geri isteyecek. Batan bütün memleketler gibi. Deniz kumu eninde sonunda geri alacak. Çaresi yok bunun.''

1998 yapımlı Gemide filminin Erkan Can ile Haldun Boysan ile bir sahnesini yıllardır bir çok sosyal medya sitesinde izlemiştim. Elbette etkileyici bir sahneydi ancak açıp filmi izlememiştim. Mubi'ye geldiğini duyunca ise artık izlemenin vaktinin geldiğine karar verdim.

Müthiş diyaloglar, bir gemide yaşanan bir hayat. Türkiye'ye benzer bir film. Her anında günümüz Türkiye'sinde her gün duyduğumuz haberler gibi detayları görüyoruz. Değişmiyoruz. Değiştirmiyoruz.

Erkan Can, Haldun Boysan, Naci Taşdöğen, Yıldıray Şahinler gibi isimlerden 4 iyi oyunculuk.

Filmin sonunda çalan şarkı da nefis. Hemen dinleyin. Tıks.

İstanbul'un eski günleri.

Filmin müziklerini Uğur Yücel, yönetmenliğini de Serdar Akar gibi iki efsane isim yapıyor.

Filmde anlatılan bir futbol anısı var. Samsunspor'un deplasmanda Fenerbahçe'ye 5 attığı söyleniyor. Bu yanlış bilgi. Samsunspor Fenerbahçe karşısında tek deplasman galibiyetini 1986/1987 sezonunda 0-1'lik sonuçla alıyor. Bunu da ek bilgi olarak yazayım.

La sociedad de la nieve - Kar Kardeşliği

 

Hayatımda izlerken en çok zorlandığım filmlerden birisiydi diyerek başlayayım. 1972'de yaşanan bir uçak kazasının öyküsünü anlatan Kar Kardeşliği filmini tek bir seferde bitiremedim. Bir çok defa izlerken durdurduğum, üzüntüden ağladığım, sarsıcı bir film.

Gerçek bir hikaye olmasından dolayı zaten film izleyeni etkiliyor ancak yönetmenin kusursuz bir iş çıkarmak istemesinden dolayı filmdeki sahnelerin oldukça gerçekci olmasından dolayı da direkt filmin içine giriyorsunuz ve bir daha 2.5 saat boyunca çıkamıyorsunuz. Günlerce yaşadıklarını bu kadar iyi yansıtmaları oldukça başarılı.

Filmin yönetmeni Juan Antoino Bayona akıl almaz bir film yapmış. Kutlamak lazım.

Uçağın düştüğü sahnelerin gerçekliği.

Her şeyin yolunda gittiği gibi gözüktüğü anların birinde gelen çığ sonrası yaşananlar, yine izlerken bizi şoke eden anlar ardından tam rahatladık hissine kapıldığımız an gelen ikinci çığ anı... Bu olayların ardından müzikle beraber sanki her şey bitmiş, kurtulmuşlar gibi gökyüzünü gördükleri an yaşadıkları mutluluk.

Bazı sahnelerinin And dağlarında çekilmesi, bazı sahnelerinin yine karın içinde İspanya'da çekilmesi de yönetmenin filme verdiği önemi gösteriyor.

Arturo'nun tanrı hakkında konuştuğu sahne.

Hayatımda izlediğim en iyi Netflix filmi.

Filmden detaylara devam edebilirim ancak çok spoiler vermek de istemiyorum. İzledikten sonra hakkında çok şey araştıracaksınız.

Lütfen izleyin.

7 Aralık 2023 Perşembe

Hayat


8 Mart 2022'den sonra ilk kez sinemaya gittim. Elbette blog sayesinde bu tarz şeylerin tarihlerini aklımda tutmasam bile bloga girip baktığım zaman görebiliyorum. Çarşamba akşamını Başka Sinema ayrıcalığı ile beraber İzmit Symbol Avm'de 19:00 seansı ile beraber Zeki Demirkubuz'un 2016'daki Kor filminden sonra ilk filmi olan Hayat'ı izleyerek geçirdim.

Öncelikle salondan bahsetmek lazım. Yıllardır yan salondan gelen seslere çözüm bulamadılar. Aksiyon açısından sakin, konuşmanın olmadığı sahnelerde yan salondan müzik seslerini duyuyoruz. Bu filmde de bir bölümde yan salondan Ölümlü Dünya filminin müziklerini duyduk. Bana göre bir sinema salonu için direkt eksi yazacak olay.

Elbette salonun büyük kısmının dolu olması çok güzel olay olsa da bazı insanlarla farklı film mi izliyoruz diye düşünüyorum. Duygusal anlamda bu kadar yoğun geçen bir filmde nasıl oluyor da insanlar en fazla ufacık bir tebessüm duyabileceğimiz sahnede tüm salonun duyacağı şekilde kahkaha atabiliyor? Ben mi çok fazla takılıyorum bilmiyorum ama dram filmlerinde bu tarz gülmek bana abartı geliyor. Ayrıca bu filme geliyorsanız edilen küfüre gülmezsiniz ya. Gülmemelisiniz.

193 dakika olduğuna bakmayın. Elbette bazı sahneler kısa kesilebilirdi diyebilirsiniz. Ancak düşününce o zaman o duygu nasıl geçebilir bilemedim. Ayrıca ben film boyunca tek bir an bile ''Bitse de gitsek'' duygusuna kapılmadım.

Miray Daner için ne kadar övgü cümlesi yazsam az kalır. Henüz 24 yaşında olmasına rağmen oyunculuk anlamında seviyesi çok üst düzeyde. Hele bir ağlama sahnesi vardı ki duyguyu bize acayip geçirdi. Filmin tartışmasız yıldızı. Türk sineması için büyük şans.

Rıza rolüyle Burak Dakak, baba ve anne rolleriyle Umut Kurt ve Melis Birkan, her ne kadar bizi genelde güldüren anların içinde olsa da Doğu Demirkol yine iyi iş çıkarmış.

Zeki Demirkubuz klasik olarak Beşiktaş göndermesi de yapmış, eski filmlerine selam da çakmış. Özellikle Kader'in bu kadar ön plana çıkmasına şaşırdım.

Pandemi döneminde çekilen film. Maskeleri görmek, virüs sohbetleri geçmesi bizi yakın geçmişe götürdü. Zeki Demirkubuz tarihe not düşmüş.

Anadolu evleri, tüplü televizyonlar, koltukların üzerindeki örtüler, sürahiler... Klasik Zeki Demirkubuz detayları.

Cem Davran'ın yani Orhan'ın Hicran'a ilk anlatıldığı sahne.

Sinop-Boyabat. Sinop'a gitmek 2024 yılı hedeflerimden.

15 Aralık vizyona giriyor. Yine herkesin beğenemeyeceği film. Uzun konuşma sahnelerinin olduğu, sessiz ve uzun sekansların olduğu filmleri sevenler elbette kaçırmasın. 

Ben Zeki Demirkubuz sinemasını seviyorum.

28 Kasım 2023 Salı

Paradise


Bazı zamanlar film izleme isteğim yüksek oluyor ve yine o zamanları yaşıyorum. Açıp telefona bakmadan film izlemenin zor olduğu günümüzde bir filmi direkt bitirmek zor bir şey. En azından benim için. Bazı filmlerde ise filmin kalitesinden kolaylıkla bitirebiliyorum. Bu film o film değil elbette ancak yine de tek seferde bitirmeyi başardım.

Fakirler erkenden ölürken, zenginlerin gitgide gençleşmesi.

Filmin izlediğim her anında Türkiye'nin içinde bulunduğu durumu düşündüm. Acaba böyle bir imkan Türkiye'de olsaydı insanların kaçı hayatlarından vazgeçip yaşlanmayı göze alabilirdi? Bence bu soruya verilecek yanıtı bu yazıyı okuyanlar biliyor. Ve bu cevabın böyle olmasının sebebi de ülkenin içinde olduğu kötü ekonomik şartlar.

Konusu ile beraber çok daha iyi bir bilim kurgu filmi olacakken fazla aksiyon ve dram eklenmiş diye düşünüyorum.

Netflix üzerinden çok büyük beklentiye girmeden izleyebilirsiniz.

24 Kasım 2023 Cuma

İstanbul İçin Son Çağrı


Bir tarafta Beren Saat gibi neredeyse herkesin güzel bulduğu bir kadın, bir tarafta neredeyse herkesin yakışıklı bulduğu bir Kıvanç Tatlıtuğ. Böylesi iki oyuncunun olduğu filmi yayınlandığı ilk gün izledim. Netflix yapımı yerli işleri hemen izlemeye çalışıyorum. Acaba bu kez beni mutlu edecekler mi diye ekran karşısına oturuyorum ancak genel anlamda mutsuz ayrılıyorum. Bu film için kötü ya da iyi demek istemiyorum. 2 popüler oyuncu, iyi kıyafetler, cesur sahneler ve ''şahane'' New York görüntüleri ile beraber öyle bir film işte. Çok izlenir, çok konuşulur. Ben bu ikilinin olduğu filmi izlemesem merak ederdim, en azından merakımı giderdim. 85 dk ayırmak beni üzmedi.

Filmin en iyi anlarından birisi. Tıklayın.

26 Haziran 2023 Pazartesi

Pride


Bu sadece bir film yazısı olmayacak. Pride filminin neden bahsettiğini, oyuncu performanslarını, film içinde yaşananları anlatıp bu yazıyı kapatıp yayınlayabilirdim. Ancak mesele sadece bu kadar basit değil. Ya da bu kadar basit olmamalı.

Türkiye'de LGBTİ+'ların nasıl zorluklar yaşadığını, insanlar tarafından nasıl ötekileştirildiğini, en yakın çevremizden, arkadaşlarımızdan bile yıllarca gelen ön yargılar sebebiyle nasıl bahsedildiğini bu yazıyı okuyan herkes biliyor. Sokağa çıkamıyorsun, yönelimini açıkca dile getiremiyorsun, giydiğin-giyeceğin kıyafete kolay bir şekilde karar veremiyorsun, sokakta sürekli nefretlik bakışlara şahitlik ediyorsun, sürekli ötekileştirilip, gözaltına alınıp, tacize uğrayıp ve hatta öldürülüp duruyorsun.

Türkiye'de insan olmak zor. Yaşamak zor. Kadın olmak zor. LGBTİ+ olmak zor. Elbette mesele baştan yanlış başlıyor. İnsanların kararlarına saygı gösterilse, herkese özgürce dilediğini yapabilse hiçbir sorun kalmayacak. Siz nasıl oluyor da başka insanların ne yapacağına karar veriyorsunuz?

Yaşadığım kentten örneklerle gideyim. Kocaeli Valiliği kararı ile 24.06.2023 ile 02.07.2023 tarihleri arasında ''Genel ahlaka aykırı olduğu, toplumda infial uyandıracak, milli, vicdani ve insani değerlere dokunacak, toplumsal iç barışı tehdit edebileceğinden... yasaklanmıştır'' şeklinde korkunç bir açıklama geldi. Kentin valisi peşinden ''Aziz milletimizin temeli olan aileyi ve milletimizin değerlerini korumaya kararlıyız, çocuk ve gençlerimizi hedef alan hiçbir oluşuma müsade etmeyeceğiz.'' şeklinde bir açıklama girdi.

Tanıdığım tüm LGBTİ+'lar sizin söylediğiniz gibi topluma zarar verecek, milli, vicdani ve insani değerlere dokunacak harekete imza etmiyorlar. Yönelimleri neticesinde hayatlarını yaşayıp mutlu olmak, Türkiye'de nefes almak ve herhangi bir şekilde sorun çıkarmadan yaşamak istiyorlar. Bu ülkeye zarar vermiyorlar. Bu ülkenin her konuda yanında yer alıyorlar. Ve hepinizden daha çok hizmet ediyorlar. Bu insanlar kendi hayatlarını bilerek zorlaştırmak isterler mi? Siz neden bu insanlara saygı göstermiyorsunuz?

O yüzden bırakın insanlar istediği gibi yaşasın. Toplum olarak insanları kutuplaştırmayın, ayrıştırmayın ve karışmayın. Bu insanlar sürekli sıkıntı yaşamak, gözaltına alınmak, tacize uğramak, öldürülmek istemiyor. 

Filme geri dönersek Onur isimli 2014 yapımı filmi herkesin izlemesini tavsiye ederim. 1980'ler İngiltere'sinde baskı altında yer alan toplumun hikayesi anlatılıyor. Madencilerin yaptığı greve eşcinseller destek oluyor ve ortak bir paydada buluşarak istediklerine ulaşmaya çalışıyorlar.

İlk önce tepkiyle yaklaştıkları LGBTİ+'lara zaman geçtikçe aslında ne kadar yanlış yaklaştıklarının farkına varıyorlar. Bir araya gelerek ortak hedefler doğrultusunda mesafe katediyorlar. 

Filmdeki oyunculukları, zaman zaman çalan müzikleri ve hedef doğrultusunda birlikte hareket eden insanları izlemek insanı umutlandırıyor. İngiltere'de 1980'lerde yaşananların günümüz Türkiye'sinde yaşanması da oldukça manidar.

Umarım günün birinde her insanın özgürce yaşadığı bir toplum oluruz.

2014 yapımı gerçek olaylardan uyarlanan Pride filmini izlemeniz size çok şey katar. İnsan olmak zor değil. En azından deneyin.

18 Ekim 2022 Salı

Aftersun


Türkiye'ye tatile giden baba kızın inanılmaz bir hikayesi. Filmin başıyla sonu arasında geçen süreyi anlamıyorsunuz. Sophie rolüyle Frankie Corio olağanüstü oyunculuk sergiliyor. Baba rolünü son zamanların şahane yapımlarının oyuncusu Paul Mescal oynuyor. Şahane. Müzikler, diyaloglar, Türkiye'den görüntüler, sessizlikler, gülmeler, ağlamalar, kutlamalar, yemekler, oturup sohbet etmeler... filmde bana göre kötü bir şey yok. Her saniyeye bayıldım, her saniyeyi aşırı dikkatle takip ettim. Keşke çok daha uzun olsaydı dediğim filmlerden birisi daha. Büyük ihtimalle hayatım boyunca etkisinde kalacağım filmlerden. Devamı gelir mi bilmem ama gelirse şahane olur. Filmde Candan Erçetin'den ''Gamsız Hayat'' çaldığı bir an var ki kusursuz. Sözler, şarkı, ambians inanılmaz. Yakında Mubi'de olacak filmi ben internet üzerinden izledim. Mubi'yi gelince bir kez daha izleyeceğim elbette. Ayrıca şunu da söyleyeyim sinema gerçekten budur. İzleyin lütfen.

25 Eylül 2022 Pazar

4 luni, 3 saptamâni si 2 zile


4 Months 3 Weeks and 2 Days. Yani 4 ay, 3 hafta, 2 gün. Baskıcı bir ülkede yaşayan bir insanın yasaklar nedeniyle yaptırması gereken kürtaj sürecinde yaşadıklarını anlatıyor. Üniversite yurdunda başlayan film otel restoranında sona eriyor. Filmleri izlerken özellikle beni içine sokan ve bana orada olduğumu hissettiren yapımları daha çok seviyorum. Bu da o filmlerden birisi oldu. Gabita ve Otilia'nın yaşadıklarını sanki yakın arkadaşlarım yaşıyor gibi hissettim. Özellikle yönetmen Cristian Mungiu öyle bir film çekmek istemiş ki her saniye o ruhu, ambiansı, gerilimi hissediyorsun. Otilia'nın sevgilisinin ailesiyle buluşmak zorunda kaldığı gece masada yaşadıkları, tüm herkes gülerek, eğlenerek konuşurken bulunduğu ortamdan nefret etmesi bizlere acayip derecede geçiyor. Hayat boyunca olmak istemediğimiz yerlerde olan herkes o an bir an önce bu dakikalar geçsin ve bu evden, mekandan gideyim demiştir. Ayrıca hayatta herkesin Otilia gibi bir arkadaşı olmalı. Yaptığı fedakarlıkları çok kişi yapmaz. İşin özüne gelirsek film bir dramı hiç sağa sola bulaşmadan şahane bir şekilde bizlere anlatıyor. Diyalogsuz, karanlık geçen uzun sekanslar bile insanı asla ekrandan soğutmuyor. IMDb puanı 7.9 olan, Cannes film festivalinde 2007 yılında Altın Palmiye kazanan bu filmi iyi ki izlemişim. Sinema budur dediğim film. Tavsiye ederim.

24 Nisan 2022 Pazar

I, Tonya


Biyografi filmlerini izlemeyi çok seviyorum. Gerçek hikayeyi anlattıkları için izlediğim her saniyeden keyif alıyor, bir saniye bile sıkılmıyorum. Bu da o filmlerden birisi oldu. BeIN Connect üzerinden izlediğim bu biyografi filmini de elbette beğendim. 1990'lı yılların başında artistik buz patencisi Tonya Harding'in hayat hikayesini anlatan bir film. Annesinin baskılarıyla beraber zor bir çocukluk geçiren Tonya spor kariyeri boyunca da sıkıntılı anlar yaşar. Gençliğinin heyecanı ile yaptığı evlilik ise onun kariyerinde çok derin yaralar açacaktır. Spoiler vermeyeyim. Jürilerin tutumundan bazen çok rahatsız oluyorum ve bu filmde de bunu zaman zaman yaşadım. İzleyenler bana hak verir. Margot Robbie şahane oyunculuk sergilemiş ancak o sene aday olduğu Oscar'ı alamamış. Adaylara baktığım zaman ise o senenin kazanan oyuncusunun Frances McDormand olduğunu görünce hak verdim. Margot Robbie'nin şanssızlığı yarıştığı kişinin kusursuz bir oyunculuk sergilemesi. Yoksa Margot Robbie oynaması zor olan Tonya Harding'i şahane bir şekilde oynamış. Bir sporcunun başlangıcını, yükselişini, düşüşünü bizlere net ve tertemiz şekilde aktarmışlar. Sporu ve biyografi filmlerini sevenler bu filmi de sever. Son olarak Margot Robbie çok güzelsin.

Murina


Adını bir zehirli balıktan alan bir film. 74.Cannes Film Festivali'nde en iyi kamera ödülü alan bir film. Annesi ve babası ile yaşayan genç bir kızın özellikle babasının baskılarıyla yaşadığı hayatı anlatan bir film. İyi ya da kötü demiyorum. Ancak Türkiye gibi bir ülkede yaşıyorsanız, Türkiye'de kız çocuklarının yaşadıkları sıkıntıları biliyorsanız, onlar için endişe duyuyorsanız bu filmde Julija'nın başına gelenlere daha çok üzülüyor, daha çok duygusal çıkarımlar yapıyorsunuz. Filmin son sahnesinde denizin ortasında yüzen ve sanki boşa kulaç attığını düşündğümüz Julija her şeyi özetleyen bir an. Oyunculuklar, çekildiği yerler, su altı görüntüleri ile beraber benim beğendiğim bir film oldu. 23 Nisan 2022 günü izlediğim bu filmi de bloga ekleyeyim. Mubi üzerinden izleyebilirsiniz. Canım Mubi. 

Két félidö a pokolban | Cehennemde İki Devre


IMDb puanlarına göre tarihin en iyi futbol filmi. Spor medyasından bir çok insana göre tarihin en iyi futbol filmi. Sinema yazarlarına göre tarihin en iyi futbol filmi. Filmi izlemeden önce elimde böyle veriler vardı. Beklentiyi çok arttırdık. Ancak gerçekten de öyle çıktı. Benim için de efsane diyebileceğim bir film. Hitler'in doğum günü nedeniyle Macar esirler ile naziler arasında bir maç organize edilir ve daha sonra tüyler ürpertici anlar yaşanır. Esirler arasında bulunan eski futbolcu Onodi kaptanlık yapar. Yahudi olmama şartıyla 11 kişi arar ancak şartlar iyi olmadığından takım kurmakta zorlanır. Futbolla alakası olmayan insanlar bile sırf biraz rahat günler geçirmek için ve daha fazla yiyecek yemek için bu takımda yer almak ister. Koğuşta şarkı söyledikleri an, davul çaldıkları an futbolun nasıl insanları bir noktadan sonra sonu ne olursa olsun galibiyet için kıyasıya mücadele etmeye sürüklediği an gibi unutulmaz sekanslar var. Futbol asla sadece futbol değildir cümlesine de bir cevap niteliğinde film. 1961 yapımı Zoltan Fabri yönetmenliğindeki filmi bir an önce izleyin. Beğenme garantisi veriyorum.

9 Nisan 2022 Cumartesi

İki Dil Bir Bavul


Öncelikle bu belgesel filmi bu kadar geç izlediğim için kendime kızdım. Cumartesi sabahı Mubi'den izleyecek bir şey bakarken gördüm ve hemen açtım. Elbette film adı her şeyi anlatıyor ama içeriği çok çok fazla doyurucu. Kürtçe bilmeyen bir öğretmen Türkçe bilmeyen öğrencilerle dolu olan bir köy okuluna atanıyor. Elbette yaşanılan coğrafyanın dinamikleri çok başka. Okula gönderilmeyen öğrenciler, yetersiz derslikler, yetersiz öğretmen sayısı, zor hava şartları gibi etkenlerle beraber bir öğretmen hayatının ilk öğretmenlik yıllarında böylesi zor bir sürecin içinde kalıyor. Günümüz Türkiye şartlarında bu ve benzer anların yaşandığını biliyor olmak da sanırım ülkenin kaderi. Elbette her geçen gün şartlar daha iyiye gidiyor gibi gözükse de aslında özellikle doğu illerinde hiç öyle olmadığı çok açık. Hatta meseleyi sadece doğuya indirgemek de doğru değil. Türkiye'de eğitim alma açısından ülkenin batısı da, doğusu da aynı zorlukları yaşıyor. Doğudaki öğrenciler tüm sıkıntıların yanında bir de dil sorunu ile uğraşırken, batıdaki öğrencilerin de özellikle maddi açıdan yaşadıkları zorlukları hepimiz biliyoruz. Bu ülkede adına her ne derseniz diyin ciddi bir şekilde ''Kürt sorunu'', ''Eğitim sorunu'' gibi maddeler öne çıkıyor. 2008 yılında yaşananlar, 2022'ye geldiğimiz bu günlerde değişmeden devam ediyor.

Filmin etkileyici bir çok sahnesi varken özellikle velilerin öğretmen tarafından çağırılıp uyarılması, babanın çocuğuna ders çalıştırırken ''sen solak mısın, tamam o zaman öyle yazmaya devam et'' diyerek çocuğunun hangi elle yazdığını o an öğrenmesi de filmin benim için en iyi anlarındandı. 

Mubi üzerinden izlediğim bu filmi google aracılığı ile bulup izleyebilirsiniz. Umarım Türkiye'de eğitim açısından bu tarz sorunlar yaşanmıyordur diyeceğim ama elbette yaşanmama şansı yok. Belki bir gün düzelir... 

7 Nisan 2022 Perşembe

Verdens Verste Menneske

Verdens verste menneske. The worst person in the world. Dünyanın en kötü insanı. Her ne şekilde aratırsanız aratın ve sinemaya vakit ayırdığınız ilk an bu filmi izleyin. Yönetmen Jocahim Trier tarafından yönetilen nefis bir romantik dram. Acayip cümleler duyduğumuz, duygusal açıdan zaman zaman zirveye çıkan, her dakika filmin içine girdiğimiz, başrollerden biri olan Julie-Renate Reinsve- gibi düşündüğümüz, zaman zaman kızdığımız, hayatı sorguladığımız, ilişki yönetimleri konusunda bizleri düşündüren ve sonuç olarak insanın hayatının sadece kendisine ait olduğunu ve her kararı kendisi için aldığını kanıtlayan bir film. Arkadaşım iyi ki önermiş, iyi ki izlemişim. Nefis.


27 Mart 2022 Pazar

Coda


Oscar 2022 adaylarından şu ana kadar en çok sevdiğim filmlerden. Balıkçılık ile geçinen bir aile olması zaten balıkçılık ilgisi olan benim için şahane olay. Teknede geçen her an daha dikkatli, daha konsantre bakıyorum. Ancak elbette 4 kişilik ailenin üçünün işitme engeli olması nedeniyle her saniye üzülsek de bir ailenin nasıl bir dayanışma içinde olduğunu görmek de bir o kadar mutlu ediyor. Ailenin engeli olmayan tek üyesi Ruby ise kendi hayatı ile ailesinin geçim derdi arasında kalıyor ve zor kararlar vermek durumuna geliyor. Filmin en güzel olayı insanı tamamen içine çekiyor olması. 2 saat boyunca film bitsin istemiyor ve oldukça kaliteli zaman geçiriyorsunuz. Ruby Rossi unutulmaz bir karakter olarak sinema hayatımda yerini aldı. Ayrıca sesi de kusursuz gerçekten. En iyi film ödülü alsa şaşırmam. 

Persian Lessons

Eğer benim gibi holokost filmleri seviyor, her saniyesinde duygulanıyor, üzülüyor, ağlıyor ve film bitince ''İyi ki izlemişim.'' diyorsanız bu filmi de hemen izleyin. Almanya'da toplama kampına götürülen Gilles yaşamak için yalan atmak ve  kendini zor bir durumun içine sokuyor. Film şahane başlıyor ve ilk 9 dakika sonrası bana gereken mesajı veriyor aslında. O an film birden bitse şaşırmazdım ve iyi film derdim. Bu film hakkında uzun uzun cümleler kurup övmek istesem de asla spoiler vermek de istemiyorum. Gerçekten her film için bunu demem ancak bu film için rahatlıkla söyleyebilirim. İlk film izleme vaktinizde listenin başına bu filmi koyun, asla pişman olmazsınız. Mubi'den izledim. Başrol oyuncusu Nahuel Perez Biscayart nefis oyunculuk sergilemiş.

Licorice Pizza

Oscar 2022 adaylarından bir başka film. Licorice Pizza. Oldukça eğlenceli, keyifli, ilk başlarından sonu belli ancak buna rağmen insanı asla sıkmayan bir film. Zaman zaman erkek, zaman zaman kadın hatalı davranıyor desem de genel olarak erkek tam bir Türk gibi davranışlar sergiliyor. Normalde günümüzde de erkeklerin ''Merhaba'' diyen kadına hemen nasıl yaklaştığını düşününce çocuğun davranışları şaşırtıcı gelmedi. Tabii bu çiftin bana göre mutlu olma şansı yok. Ve ayrıca bana o samimiyeti asla geçiremediler. Oscar alma şansı elbette yok ama keyifli zaman geçirmek isteyenler 2 saatlerini bu filme ayırabilir.