2 Ocak 2013 Çarşamba

Fenerbahçe Ülker Röportajı / Eren Tolga Onur


Msn sohbetlerine devam ediyorum, Önce derbi, daha sonra Fenerbahçe'nin ilk yarı futbolu ve şimdi sezonun kalanından Fenerbahçe Ülker. Eren Tolga Onur ile yaptığımız, bize göre çok keyifli geçen röportajı okumaya başlayabilirsiniz. Eren'e çok teşekkür ederim.

Eren tolga Onur kimdir? Ne iş yapar, Nerede yazar? Ne yapar? Bir röportaj klasiği olarak kısaca kendini anlatır mısın?

Eren Tolga Onur Sakarya Üniversitesi'nde Makine Mühendisliği okur. Okulunu uzatır, bundan da pek rahatsızlık duymaz. http://erentolgaonur.blogspot.com/ olan kendi sitesinde, kendince ve çok ciddili şeyler yazar.  Kafasına eserse de http://taktikanlayis.blogspot.com/ sitesinde Fenerbahçe yazar. Bu aralar Fenerbahçe yazmaya yetecek gücü kendinde bulamadığı için uzun bir ara verdi diyebiliriz. Ne yapar? Şu sıralar okulu bitirmeye çalışır, arkadaşlarıyla her gece ve bazı gündüz vakitleri dünyayı kurtarmayı çok sever, bolca Fenerbahçe'yi yaşar. Daha fazlasını isteyen kızlar Twitter’dan eklesin.

Fenerbahçe'yi yaşar diyorsunuz, uzaktan mı? İçinden mi? Maçlara gidip gelir misin?

Elimden geldiğince içinden yaşarım. Babamla o stada ilk adımımı attığım günden beri içimde hissettiğim garip duygu geçmediği sürece de içinde olacağım. Geçen sene kombinem vardı, her şey güzeldi. Okuldaki işlerin sıkışması ve Sakarya'nın tren raylarının yenilenme çalışmaları yüzünden İstanbul'a pek gelemez oldum. Bu da benim maç ritmimi inanılmaz düşürdü. Stadı çok özlüyorum. Aslına bakarsan bu sene daha çok basketbol maçlarına gitmeye çalışıyorum. Futbolda kombine olmadığı zaman kendimi oraya ait hissetmiyorum. Basketbol farklı. Amatör ruh, yeni yapılanma falan iyi kaptırdım kendimi. Şu sıralar 'içeri' durumu pek yok yani.

Basketbol’a laf geldiği için o zaman asıl röportaj nedenine gelelim, Fenerbahçe Ülker. Eskiden bir klişe vardı, hata şu anda da devam ediyor, Fenerbahçe futbolda bir yenilgi alsa eş, dost, akraba hemen ''ne olacak bu Fenerin hali'' derler. Sanırım şimdi aynı şeyi ‘’Ne olacak bu Fenerbahçe Ülker'in hali’’ diye de sorabiliriz?

 O kadar rahat sorarız ki aklımız durabilir. Fenerbahçe Ülker bu sene genelinde inanılmaz bir değişim yaşadı. Geçen sene enkaz olarak elimizde kalan, umutsuz bir oluşum haline gelmiştik. Kulüp düşünüldüğü zaman en umutsuz ve en düzeltilemez şube olarak duruyordu. Sene başında da vefasızlığın dik alasını her zaman için görmüş, Aydın Örs'ü bir kere daha gönderdik. Yani her şey berbat gidiyordu. Sonra Kemal Dinçer hamlesi, taraftarla saydamlık kurulması ve oluşturulmaya çalışılan yapının başına Pianigiani gibi bir adamın gelmesi her şeyi tersine çevirdi. Takım bizim yeni sezon umudumuz oldu diyebiliriz. Çok şey bekledik, çok emekler verildi ama şu an için tekrar başlarkenki duruma geldik. Harcanan paralar ve alınan performans inanılmaz kötü bir orantı veriyor. İyi sinyaller aldığımız bazı maçlar olsa da genel olarak elimizde umut edebilecek noktalar da yok

Aydın Örs demişken o meseleye bir girelim, Aydın Örs'ün özellikle geçen yıl takıma müdahale edememesi, olanları izlemesi gibi şeyler konuşuldu. Aydın Örs takıma gerçekten müdahale etmedi mi? Yoksa yönetim nedeniyle edemedi mi?

İşin içine girmeyi pek sevmem ama duyduğum şeylerin hepsi Aydın Örs'ün görev tanımının tahmin ettiğimiz kadar kapsamlı olmadığı yönündeydi. Belki de belli olmadığı bile diyebiliriz. Aydın Örs her zaman işin içinde olmayı seven, oyuncularla iletişimi de üst düzeyde olmuş büyük bir basketbol adamıdır. Ayrıca herkes tarafından sevilir, saygı duyulur. Bizim kulübümüz için pek rastlanan bir durum olduğu söylenemez. Geçen seneki takım öyle bir noktaya gelmişti ki Aydın hocanın da yapacağı bir şey kalmamıştı. Kısaca; Aydın Örs'ün olanları izlediğine inanmıyorum. Görevi kısıtlıdır ve yapacakları bu kadardır. Eminim ki yapacağı şeylerin en fazlasını da yapmıştır.

Aydın Örs'ü yerden yere vurmak yerine, yönetimi eleştirmek daha mantıklı olur mu?

 Ben yönetimin –ne yazık ki buna Aziz Yıldırım olarak da bakabiliriz- Fenerbahçe'nin başına gelmiş en iyi yönetim olduğunu kabul ediyorum ama kendilerini en kötü noktaya da taşıdılar. Şu an için gözümde herhangi bir ağırlıkları yok. Her branş için bu geçerli. Basketbol için de öyle. Kesinlikle eleştirilecek şey yapı olmalıdır. Tek kişiye yüklenmek bizim ülkemizde yapılan en saçma ve aynı zamanda da sürekli olan yanlıştır.

Fenerbahçe Ülker geçen sezon tarihinin en kötü dönemlerinden birini yaşadı ve bu sezon öncesi gelen iyi bir hoca ve Avrupa’nın iyi olarak kabul edilen oyuncuları. Basketbol branşı böyle mi ayağa kaldırılabilirdi? Yoksa Fenerbahçe yönetimi ‘’yeni salon yaptık, hem geçen sezon başarısızdık, parayı verip alalım oyuncuları, bu sene başarı yakalayalım’’ mı dedi? Gün kurtarmak için atılan bir adım mı yoksa geleceği rahatlamak için yapılan hamleler miydi?

Öncelikle, bu sorunun cevabı biraz uzun ve karışık olacak.

Karakter sıkıntımız yok :)

 Pianigiani'nin Siena'da uyguladığı sistem için ''günü kurtarmak'' tabiri yanlış olur. Günü kurtarmak her zaman önemlidir ama ana taş bu değildir. Zamanında Mahmut Uslu Beyefendi'nin de buyurduğu gibi biz son senelerde Siena’yı örnek almaya çalışan bir kulüp olduk. Mesela, geçen sene Curtis'in yeni Bo olmasını bekleyerek transfer ettik. Bu sene ise olmasını beklediğimiz adamı aldık.  Belirli bir hedef artışı ve 'günü kurtarma' çabası olduğu kesin fakat başta da belirttiğim gibi takımın başına geçen adam uzun soluklu işlerin adamıdır. Ayrıca, O'na güvenmek ve inanmak için elimizde bolca neden de var. Biz kesinlikle iyi bir hamle yaptık. Transferler konusu biraz karışık.  Günü kurtarmak istemeyen bir takım Batiste, Andersen gibi çok çok uzun vadede katkı alamayacağı adamları almazdı. Tabii ki günü kurtarmak istiyoruz ve geleceğe de bakıyoruz. Asıl yapmamız gereken şey Pianigiani'nin kafasını sahaya yansıtabilen takımı oluşturmaktı. Bu yönden bakınca, kimsenin takıma sallamaya hakkı yok diye düşünüyorum. Ben de dahil herkes eksikleri olsa da güzel bir takım kurulduğunu düşünüyordu. Şimdi işler karışınca ''biz demiştik abi'' edebiyatı yapmanın bir manası yok. Çözüm üretmeye çalışmalıyız.

Fenerbahçe Ülker'in bir Batiste sorunu var, Batiste'in yanlış yerde oynatıldığını, Panathinaikos'dan farklı bir yerde oynatıldığını görüyoruz? Batiste'den neden verim alamıyoruz?

Olaya Batiste ekseninde değil de pota altı rotasyonu ve kısa verimlerinden yola çıkarak bakmak istiyorum. Batiste sene başında Andersen kendini bulana kadar dört numara denendi. Oğuz ile birlikte oynadığı zamanlar bile oldu. Bunlara takılmamak lazım. Asıl sorun olan şey Batiste'i kullanış tarzımızdı. Batiste hücum süresinin elinde biteceği adam olmamalı. Batiste potaya bu kadar uzak olmamalı. Eline gerekli yerlerde top verildiğinde Avrupa'nın en iyi bitiricilerinden birini kullanamadık ve kullanamıyoruz da. Burada kadro yapısına ve oynanan basketbola girmek gerekir. Pick and roll oynayacak bir Diamantidis'e sahip değiliz. Zaten buna çoğu takım sahip değil ama yan parçalarla bu telafi edilebilirdi. Emir’in sahada olduğu süreler de çok az. Barış'ı yeni yeni kullanmaya başladık.  Bu ve bunun gibi sebeplerle istediğimizi alamadık. Batiste hâlâ -yaşına rağmen- gittiği herhangi bir basketbol takımında başarılı olabilir.  Sadece böyle kullanılmamalı.

Pota altı rotasyonnu diyoruz, Fenerbahçe ne zaman rakipten daha fazla ribaund alacak, ribaund sıkıntısı çekmeyecek? Real madrid maçı 43-31, Panathinaikos maçı 38-30 ve son olarak top 16 maçında Barcelona karşısında verdiğimiz 34 ribaund'a karşı alınan 18 ribaund.

Yanılmıyorsam Barcelona bizim toplam ribaund sayımız kadar veya daha fazla hücum ribaund’ı aldı. Bu pota altı rotasyonuyla daha fazlası olamayacağını söylemek umutsuz bir yaklaşım olmaz. Andersen hiçbir zaman çok sert bir uzun olmadı ama iyice meme kıvamına gelmiş durumda. Batiste son maçlarda kıpırdansa da sezon genelinde bize sertlik vermedi. Oğuz konusuna girmiyorum, girersem röportaj bitmez. İlkan beklediğimiz sertliği ve enerjiyi verebilecek bir adam ama bu işler bu kadar kolay değil. Onun da bazı hataları var, koçun da bazı inatları var. Bir de işin Kaya boyutu var. Kaya takıma sertlik katabilecek bir adam. Koçun planlarında olmaması kötü. Biraz kullanabiliriz diye düşünüyorum. Hatta Emir'i de dört numara gibi oynattığımızı düşünürsek –abartılmadığı sürece güzel bir denemeydi-, düzeleceğini sanmıyorum. Zaten bu sene hakkında o yüzden çok umutlu olamıyorum. Sene başında bu kadar yumuşak kalacağımızı tahmin edememiştim.

Umudum yok diyorsun, koç Simone Eylül ayında ‘’takımından memnuum’’ , Ekim ayında ‘’çok çalışıyoruz, daha iyi oluyoruz, daha iyi olacağız’’ ve Barcelona maçı öncesi ‘’bu iyi bir test maçı olacak, daha çok çalışmamız gerekiyor’’ tarzı açıklamalar yaptı. Sence Simone hayal kırıklığı mı yaşıyor? Takıma inanıyor mu? Demeçlerinden ne çıkartabiliriz?

Demeçlerinden umut çıkartabiliriz. Bunu söylemek yanlış olmaz. Koç iyi olacağını düşünüyor. Benim 'umudum yok' dememdeki kasıt çok çok yukarılara çıkamayacağımız. Fenerbahçe daha iyi olacaktır, belki gruptan da çıkacaktır ama gerektiği kadar dirençli bir takım olamayacağız gibi duruyor. Deplasmanlara bakarsak sorunun cevabını bulabiliriz. Khimki hariç dağılmadığımız zor bir deplasman yok. Evinde rahat rahat kazandığımız Panathinaikos dahil. Bunun bağlı olduğu ayakları; ribaund, kısaların beklediğimiz baskıyı asla oluşturamaması ve setlerin yavaşlığı gibi bir sürü yere bağlayabiliriz. Topu Pianigiani takımı gibi çeviremiyoruz, rakibi ısıramıyoruz. Bu yumuşaklıkla nasıl olacak bilemiyorum. Ben işin içinden çıkamıyorum, umarım koç çıkar.

Belki gruptan da çıkarız dedin, Top 16'dan üste çıkma şansımızı nasıl görüyorsun? Grupta da gerçekten çok iyi takımlar var, Siena, Barcelona, Maccabi, Olympiakos gibi Final Four'a kalsa şaşırmayacağımız takımlar. Neler olur?

Evimizdeki maçlarda yine bir şekilde direnç gösterip çok erken havlu atmayacağımızı düşünüyorum. Olayı sonuna kadar taşırız ama çıkamamak sürpriz olmaz. Grup zor, gerçi kolay olması garip olurdu. Saydığın takımların yanı sıra Caja da Zan Tabak yönetime geçtikten sonra farklı bir kimliğe büründü. Sene başındaki hallerine bakarsak kesinlikle korkulması gereken bir takım. Siena hala daha iyi oynuyor, çıkabilecekleri nokta ne olur bilemiyorum ama sonuç olarak tehlike. Olympiakos sene başındaki tutukluğunu attı ve ilk maçta mağlubiyetle başlamaları hiç iyi olmadı. Maccabi bildiğimiz Maccabi gibi değil ama yine de bizden iyi olduklarını söylemek zor değil. Hiç saymadığımız Khimki öyle ya da böyle bizi yendi ve evlerinde bu şutörlerle herkese tehlike oluşturabilirler. Ülke rekabetini de işin içine katarsan Beşiktaş bizden maç çalabilir. Gelinen noktada ilerisi için pek umutlu olamıyorum.

Geçen sezondan başlayan Yunanistan'daki ekonomik kriz, Olympiakos nasıl bir ekiple şampiyon oldu, İtalya'da ekonomik sıkıntılar,sponsorların fesh etmesi. Mesela Siena'nin hocası dahil en büyük oyuncuları ayrıldı ve hala Euroelague'in iyi takımlarından. Bu iş sadece transferle, parayla olmuyor mu? Belli bir ekol olmak, belli bir sistem kurmak mı lazım?

En başından beri anlatmaya çalıştığım şey bu. Basketbol takımı olmak, her sene en yukarılarda bulunmak kolay bir şey değil. Sene başında yazarken ''Taraftar çok uçuyor, hemen Euroleague kupasını aldık'' dediğimde çok tepki aldım ama bu işler o kadar kolay değil. Benim ilk plandaki amacım, orada kalıcı olmaktır. Eminim ki Pianigiani'nin de öyledir. Koç bu iş için uygun adamdır. Yanlışları var, inatları var ama bu işi yapabilecek bir kapasiteye sahip. Kesinlikle arkasında durmalıyız.

Simone'nin de arkasında durmayacaksak zaten neden bu branşa ağrlık veriyoruz ama yanlışlarını da söyleyelim, en son maç yeni transfer Tripkovic'in süre almaması yanlış değil mi + Tripkovic kimdir? Bilmeyenler çok, kısaca anlatır mısın?

Tabii ki yanlışlarını söyleyelim. Röportaj başından beri söylemeye çalıştım, söylerim de. Asla kör bir adam olmadım. Maç kopmuşken ve Tripkovic'in ilk maç stresini atması için uygun bir ortam varken kullanılabilir miydi? Pek tabii kullanılırdı. Peki bu adam için; hafta içi takıma gelmiş, kimseyi tanımıyor ve belirli bir süre sonra Euroleague macerasına dönüyor diyerek Barcelona maçında oynatmamak hata mıdır? Bence değildir. Tercihtir. Tercihlere saygı duyarım. Tripkovic bizim kadromuzda bulunmayan saf şutörün tanımıdır. Perdeden çıkar, şutunu bulur ve atar. İyi günündeyse rakibe kan kusturur. Ayrıca Partizan terbiyesiyle büyümüş bir adam olarak basketbol bilgisi de iyidir. İkili oyun oynadığını görebiliriz mesela. Bir de işe altıncı yabancı olarak bakmak lazım. Ne bekliyorduk? Süper bir yıldız mı? Yoksa istediğimiz bir görev adamı mı? Ben ikincisini bekliyordum ve beni hayal kırıklığına uğratmadı. Tripkovic daha yukarılara gelmesi beklenen bir adamdı ama asla kötü bir oyuncu olmadı. İyi bir kumar ve denenebilirdi. Şutör eksikliğim açıkken bu transfere laf etmem yanlış olur.

Shelden Williams transferi yattığı için sevinmeli miyiz? Batiste'in de gideceğini düşünürsek.

Ben sevinmiyorum ve siz ne düşünürsünüz bilemem. Shelden Williams NBA'de aradığını bulamamış, bir ara basketbola ara vermiş bir adam. Asla kendi yetenekleriyle skor yaratabilecek bir oyuncu değil ama caydırıcı bir güç olacaktı. Çok çok iyi bir savunmacı olmadığını kabul ediyorum ama işin savunma kısmına vereceği katkı şu anki uzun rotasyonunun çok ötesinde olacaktı. Ayrıca bu adam yansıtıldığı kadar kazma bir adam da değil. Kaya'nın evrildiği son haliyle kıyaslayanlar falan oldu ki gülerek okudum. Shelden bizim sistemimize daha uygun bir adamdı. Olaya Batiste - Shelden takası gibi bakmamak gerekir. Dediğim gibi, Batiste ismini kullanamıyorsan Shelden gibi bir adamı almak kötü bir hamle değildir.

Genel takıma geçelim. Euroleague'in en az asist yapan 3.takımıyız, en az ribaund alan 2.takımıyız. Bu şartlarda buralarda olmamız da büyük başarı değil mi?

Başarısızlıklara bakıp da başarı çıkartmak sevdiğim bir iş değildir ama üzülerek söylüyorum ki evet öyle. Cantu, Union maçını kazanmış olsaydı gruptan çıkamıyorduk. Daha ötesi olabilir mi?

Oyuncuları değerlendirelim mi kısa kısa? Ama sadece Bo’dan uzunca bahsedelim. Bo Makedonya milli takımı ile yarı final, partizan ile final four , Siena'ya neler yaptığını söylemeye gerek yok. Burada neden özlediğimiz oyuncu olamadı? Sakatlık etken mi?

Sakatlık öncesi daha iyi oynadığını söylemek mümkün. Sakatlık sonrası Bo'yu oynatmak konusunda çok ısrarcı olduk. Acaba bir etkisi oldu mu diye düşünmeden edemiyorum. Bo asla bu değil.  Tamam hiçbir zaman takımını oynatan, pick and roll üstadı bir adam olmadı ama yaptığı iyi şeyler her zaman için önemliydi. Bo'nun performansına bakarken, takımın hücum setlerinde Bo'ya gereken boşlukları oluşturacak hamleleri iyi yapamadığını da düşünebiliriz. En başta da söylediğimiz o öldürücü baskıyı oluşturamamız konusuna da değinebiliriz. Elimizde, kağıt üzerinde Sato-Ömer-Bo var ve top çalma rakamlarımız da çok çok iç açıcı değil. Her şey bu kadar tersken Bo'dan çok düz bir oyun beklemek yanlış olur ama bildiğimiz Bo olmadığı gerçek.

Diğer oyuncular ile ilgili kısa kısa yorumlara geçelim ;

Sato
Kesinlikle çok emek veriyor. Hücum anlamında biraz daha fazlasını bekliyorum ama verdiği mücadele çok hoşuma gidiyor.

Bojan
 Kötü başladı, iyi gidiyor. Elimizdeki tek skorer diyebiliriz. Bojan'a şutör demek istemiyorum. Bence iyi bir skorer. Sırtı dönük de oynayabiliyor. Değerli bir parça.

Batiste
Oyun yapısından ötürü kızamıyorum. Çok büyük saygı duyduğum, Avrupa'nın en iyi bitiricilerinden biri. Olmadı, tutmadı.

Ömer onan
Düşen oyun ritmine, yaptığı acayip hatalara rağmen ben Ömer'i hep çizginin hemen üzerinden uçan topa doğru atlarken hatırlayacağım. Kesinlikle mücadele simgemiz. Çok büyük Fenerbahçeli.

Emir
Belirli bir süre düşüşe geçse de yaşadığı en istikrarlı sezon diyebiliriz. Kesinlikle inanılmaz bir saha görüşü var. İyi günündeyse izlemekten en zevk aldığım oyuncu. Geldiğinden beri söylüyoruz; şutunu ve fiziğini geliştirmesi lazım.

Andersen?

Şu an için 'şutu girerse iyi, girmezse berbat' bir profil çiziyor. Savunma kısmında daha iyi olabileceğini düşünmüyorum ama hücumda bir kaç hareketini daha görmek istiyorum. Her şeye rağmen Andersen bu değil.

İlkan Karaman
Çok büyük atlet. Şutunu güveniyle birleştirebilirse güzel bir silahı daha olacak. Ben İlkan'dan biraz fazla umutluyum.

Oğuz savaş

Tüm fenerbahçe şubelerinde beni en çok hayal kırıklığına uğratadan adam. Parkeye ilk adım attığı anı hatırlıyorum ve şu andan bir farkı olmadığını hatta daha heyecanlı olduğunu biliyorum. Oğuz yeteneğine yazık ediyor ve edecek gibi duruyor.

Kaya Peker
Zamanında iyi bir hücumcuydu, bu hallerini görmek üzücü. Açık söylüyorum, sevmem ama saygı duyuyorum. Sertlik için kullanılabilir.

Barış Ermiş
Abartıyorsam da umurumda değil; benim için şu an Türk oyuncular içerisindeki en iyi guard.  Saha görüşü, ikili oyunları ve savunma gayreti çok iyi. Bu sene şutuna da daha çok güveniyor. Ben Barış'ı çok seviyorum, koç da artık hakkını vermeye başladı.

Fenerbahçe Ülker için sezon kötü başladı, kötü devam ediyor ama basketbolu izlemeyen sadece puan durumuna bakan adam ligde lider, top 16'da yoluna devam ediyor diyebilir.İzleyen adamlar için ''bekleyin az kaldı, takım geliyor.'' diyebiliyor musun?

O adamı bana gönder de bir tane deplasman maçını beraber izleyelim derim ben de. Çok abartılan Türkiye Basketbol Ligi'nin de nasıl bir balon olduğunu görebiliriz buradan. Efes'in de Galatasaray'ın da çok dirençli takımlar olduğunu düşünmüyorum. Düşük bütçelerle kurulan Karşıyaka, Banvit hatta Beşiktaş bile kendi çaplarında daha iyi takımlar. Bu paralara oluşturulan bu takımlar çok büyük yanlışların sonucu. Fenerbahçe'nin yapmaya çalıştığı şeyi anlarım, Galatasaray'ın da öyle ama Anadolu Efes mesela, ne yapıyor? Birisi bana çıkıp mantıklı açıklama yaparsa sevinirim. O yüzden başarılıyız diyemem. Ben en azından gidip Barcelona deplasmanında biraz direnç göstermek istiyorum.

Fenerbahçe Ülker tribünleri hakkında ne düşünüyorsun? Yeni salon, değişik bir kitle?

Çok kötü., gerçekten kötü. Bazı dönemler güzel görüntüler ortaya çıksa da asla yeterli değil. Basketbol taraftar kültürü ayrı bir kültürdür, bilirsin. Hakemi etkilemek, takımı ateşlemek ayrı işlerdir. Bunları 'Alex de Souza' diye bağırarak yapamazsınız.

Ülker ile sponsorluğun bitirileceği konuşuluyor? Bu durum olursa bizi nasıl etkiler? Sahiden etkiler mi?

Öyle şeyler konuşuldu ama sonra gerçek olmadığını okudum. Gerçek olursa da yeni bir sponsor bulunur. Yönetimin maddiyat konusunda hakkını vermek lazım. En azından bu sene gerekli bütçe oluşturuldu. Bundan sonra da hedefler doğrultusunda farklı bir noktaya gelineceğini sanmıyorum. Sorun olmaz yani.

Kısa sorular, kısa cevaplar bölümü ;

Final Four? Bu sene hayal.
5 yıl içinde şampiyonluk? Pianigiani'nin arkasında her şeye rağmen durulursa mümkün.
Türkiye Basketbol Ligi? Birinci bitirirsek çok büyük bir avantajımız var. Takımlara da bakıyorum ve bence alırız diyorum.
Simone dönemi MVP? Tüm dalgalanmalara rağmen Emir.
Simone dönemi hayal kırıklığı? Batiste.
En iyi oynadığımız maç? Tam olarak istediklerimi aldığım bir maç yoktu ama belki Galatasaray maçı.
En kötü oynadığımız maç? Kesinlikle çok seçenek var ama ben Barcelona diyorum. Bu kadar ezileceğimizi sanmıyordum. En azından yeni bir grup, yeni umutlar diyerek farklı bir takım bekliyordum

Son olarak Fenerbahçe Ülker ve sezonun geri kalanı ile ilgili ne bekliyorsun?
Ben hayatım boyunca çok umutlu bir adam oldum. Kızıyorum, sövüyorum ama takımın hâlâ daha bir tepki vereceğini umuyorum. Gruptan bir şekilde çıkıp sonra eleneceğimizi düşünüyorum. Lig konusunda fazla şüphem yok. Her şeye rağmen Fenerbahçe çıkıp bir lig maçında –Örneğin; Aliağa- otuz asist yapabiliyor. Kadromuz ve yapımız yine ağır basıyor yani. Ligi alırız.

Röportaj için çok teşekkürler, çok keyifliydi. Başka da soru yok. Var mı ekleyeceğin bir şey?

Eyvallah. Asıl ben teşekkür ederim, oldukça fazla keyif aldım. Gerektiği kadar konuştum herhalde. Ekleyecek bir şeyim yok.

Ve kişisel soru ;  ygtylmz.blogspot.com ile ilgili ne düşünüyorsun?

Bunu seninle yaptığımız sohbetlerde de söyledim. Bloglarda fotoğraf, haber tarzı şeylerin paylaşılmasından yana değilim. Bunu sen de yapıyorsun ve ben de sana hep söylüyorum. Tabii ki tercih meselesidir, saygı duyarım ama okumam. Maç günlüklerin, Hakan ile yaptığın röportaj ya da kendi fikrinin olduğu maç yazılarını ise okurum. Hepsini bir araya toplarsak, bu kadar kişiye hitap ediyorsan da bu senin başarını gösterir. Benim fikirlerime de uymaman gerektiğini :)

Eren Tolga Onur ; twitter.com/erentolgaonur


Hiç yorum yok: