6 Mayıs 2012 Pazar

Maç Günlüğüm # 87

Şu yazıları bazen çok istekle yazıyorum, bazen ise böyle geçe kalıyor. Benim gittiğim Beşiktaş maçından sonra bir maç oynadık, kaybettik, hatta yeni maça çıkıyoruz ancak ben daha henüz bu maç hakkında hiçbir şey yazmadım. 

Normal sezon maçlarına pek gitmediğim bir sezonu bari play-off maçlarına gideyim diyerek bitiriyorum. Tabii daha önce defalarca yazdığım gibi bunun tek nedeni Şike olayları. Yoksa geçen seneler maddi durumlar yüzünden maçlara gidememişken, bu sezon çalışmama rağmen gitmedim. 

Kocaeli’den yola çıktığımızda aklımda sadece galibiyet vardı. Başka bir şey düşünmüyordum. 

Biraz trafik, biraz benim hatalarım – geç saate kalmam. – ile beraber ancak saat 16:30 gibi stadın orada oldum. Etraf yine cıvıl cıvıl, insanlar büyük bir inançla maç saatini bekliyor, tezahurat yapıyordu. 

Üzerlerinde Fenerbahçe forması olan ve saat 4’de stada giren taraftarlar bizi eskiye götürdü. Eskiden biz de maçlara bu kadar erken girer, coşkuyu statta yaşardık. Tabii artık her hafta gele gele stada geç girmeye başladık. Yine de Maraton alt ve Fenerium alt tribünleri kadar değil. 

Maç öncesi #fbloggers ile beraber yine keyifli ‘’ Nazlı ‘’ günü. Tezahuratlar, içkiler, muhabbetler derken yine bir maç öncesinden keyif alıyorduk. Ve bu sefer etrafta en ufak bir olay bile olmamıştı. Nazlı coşkuluydu. 

Sessiz sessiz omuz omuza gerçeği. 

Saat 18:30 gibi stada girmiş, Telekom tribününün en üstünde yerimizi almış, maç saatini bekliyorduk. Heyecan git gide artıyordu. 

Tribünlerde koreografi de yoktu, özel pankartlar da, özel şovlarda. Beşiktaş’ı mı küçümsüyorduk? 

Tribünler ; Omuz omuza ile iyi başlayan tribünler daha sonra pek etkili devam etmiyordu. Bizim bulunduğumuz tribün bile yeteri kadar bağırmıyor, takımın pek etkili olmayan oyunu da bunu etkiliyordu. İlk yarı sonunda tribünler için vasat diyebilirdik. 2.yarı da bu vasatlık devam etti, yenilen golden sonra statta çıt çıkmıyordu. Golün hemen gelmesi ile tribünler yine canlanıyordu ve iyi bir şekilde sona eriyordu.


İlk golden sonra bütün stadın ‘’ Fener gol gol gol, iki kupa geliyor. ‘’ tezahuratını bağırması Kadıköy’ün en iyi anlarındandı. Unutulmaz.



Taraftar tribünü tribünü kenardan yönetiyor. Keşke seneye bir karar alınsa ve Okul Açık’a geçilse. Fenerbahçe tribünlerinin menfaati için alınması gereken bir karar ama zor gözüküyor.

Kadıköy'e geliyoruz, yüzümüz gülerek ayrılıyoruz. Bu 42 maçtır - yanlış bilmiyorsam - böyle.

Ultras atkısı hediye eden Hakan Çoban'a teşekkürler. Zaten maç günlüklerini sadece o okuyor. - şaka - 

Maç sonrası Alex'in saha içine girmesi, Felipe'nin hareketleri. İlk kez canlı izliyoruz. Özellikle topla oynaması falan muazzam. Tam çocuklar eğlenirken birilerinin sahaya girmesi ve o an Alex'in ortasaha'dan koşup Felipe'yi alması herhalde bir babalık refleksi. Çocuğuna bir şey olacak diye korktu herhalde. Gerçi nasıl korkmasın manyağın biri şuursuz bir şekilde çocuklara doğru koşuyordu.

Maçın sonlarında sahaya giren adamın yatacak yeri yok. Allahtan seyircisiz oynama ceza almadık. Zaten 1 kişi girdi diye de seyircisiz oynama cezası verilmez.


Maç sonrası Alex'in sahaya girmesi, oyuncuları tebrik etmesi, kulübün sahibi gibi, başkan gibi, yönetici gibi. Ya da bir kaç sezon sonrasının provası ...


Maç günlükleri devam edecek diyemeyeceğim. Galatasaray maçı son. Belki basketbol play-offları ...

Hiç yorum yok: