10 Ocak 2021 Pazar

Karakomik Filmler & Karakomik Filmler 2


Şu hayatta en çok sevdiğim ünlü isimlerden birisi Cem Yılmaz'dır. Her akşam yayınlanan haber programlarına konuk olsun izlemeye çalışıyorum. Bana çok büyük bir keyif ve mutluluk veriyor. İçinde bulunduğu her şeyi görmek istiyorum. Bu filmleri ise geldiği zaman yaşadığım iş temposu nedeniyle sinemada izleme şansı bulamamıştım. Ancak izleme şansı bulamamak benim şansım olmuş. Karakomik Filmler 2 Arada ve Kaçamak isimli iki filmden oluşuyor. Birinci film feribotta çalışan Ayzek'in başından geçenleri anlatıyor. Elbette hayattaki her insanın yaşadıklarını anlatıyor ama o kadar. İkinci film Kaçamak. Haftasonu kaçamağı için bir spa merkezine giden 4 arkadaşın yaşadıklarını anlatıyor. Bazı anları güzel olsa da genel olarak bu da sınıfı geçen bir film olmadı. Karakomik Filmler 2 ise Deli ve Emanet isimli iki filmden oluşuyor. İlk film Deli. Taksi şöförü Güven'in başından geçenleri anlatıyor. Güven hepimiz gibi her an bir suça karışma potansiyeli taşıyan bir vatandaş. İnsanın başına her an bunun gelmesi muhtemel. Sonuçta Türkiye'de yaşıyoruz. İçerdiği mesaj ve Özkan Uğur'un iyi performansı ile beraber 4 film arasında en çok beğendiğim oldu. Son film Emanet ise amatör dansçı Birol'un meşhur olma yolculuğunu anlatıyor. Ancak bu yolda yaşadıkları hayatımızda her zaman karşımıza çıkan gerçekleri gözler önüne seriyor. Bazı anları güzel olsa da bu da olmamış.

Sonuç olarak Cem Yılmaz her zaman olduğu gibi yine farklı bir şeyler yapmak istemiş ama olmamış. Elbette insanların düşündüğü gibi de düşünmüyorum. ''Sen Cem Yılmaz'sın güldürsene bizi'' yaklaşımını da sevmiyorum. Elbettebu bu tarz filmler yapmaya kendisi karar verir ama bu filmler her sahnesinde mesaj içermesine, her sahnesinde sokaktan izler taşımasına, kendimizi görmemize, çevremizi görmemize rağmen olmamış. Yine de Cem Yılmaz'dır, desteklemeye, izlemeye devam edeceğim. Ancak olmadığı zaman da olmamış diyebilmek lazım. Bu arada filmleri Netflix'ten izledim. Sinemaya gidip para vermiş olsam daha çok üzülürdüm.

The Game


Geçtiğimiz ay Netflix'ten David Fincher'ın Mank filmini izlemiştim. O filmden bahsedince arkadaşlar David Fincher'ın diğer filmlerini önerdi. Gone Girl, Fight Club, Se7en, The Curious Case of Benjamin Button filmlerini daha önce izlemiştim. İzlemediğim 2-3 filmi kalmıştı. The Game onlardan birisi. Açıkcası gerilmek demeyeyim de filmin her geçen saniye sonunu görmek istedim. Acayip merak ettim nereye varacak bu yaşananlar. Çok basit bir doğum günü hediyesi veriliyor ve daha sonra gelişmeler başlıyor. Michael Douglas'ın şahane bir oyunculuğu var. Deborah Kara Unger oldukça güzel. Ama yazının sonunda 2021 yılında 1997 yapımı The Game izleyin demiyorum. Hadsizlik olur.
 

Succession

 


Twitter'da uzun süreler adını gördüm, övüldüğünü gördüm, ödül aldığını gördüm ancak açıp ne diye bakmamıştım. Ancak başladığım an ile bitirdiğim an arası acayip keyif aldım. Son zamanlarda izlediğim tartışmasız en iyi dizi ve hayatımda izlediğim en iyi dizilerden de birisi. Bir medya imparatorluğunu yöneten bir ailenin nasıl bir ilişki içinde olabileceğini bizlere çok net şekilde gösteriyor. Başrolünde 80 yaşındaki Logan Roy, çocukları Roman Roy, Shiv Roy, Kendall Roy ve Connor Roy. Açıkcası herhangi bir spoiler vermemek için çok şey de yazmak istemiyorum ama dileyenle dizi hakkında saatlerce konuşabilirim. En çok sevdiğim karakter sorusuna da 2 sezon, 20 bölüm izlemiş olmama rağmen bir cevap verebilir miyim emin değilim. Zaman zaman Shiv, zaman zaman Kendall, zaman zaman Roman en sevdiğim kişi olabiliyor. Bu arada beni yıllardır tanıyan ve bu diziyi izlemiş olanlar 20.bölüm tekne sahnelerinde neler hissettiğimi çok iyi anlamıştır. Ağzım açık izledim. Hele bir finali var ki akıl almaz... BeIN Connect üzerinden izleyebilirsiniz. 3.sezon gelecek... Ciddi şekilde tavsiye ediyorum.

1 Ocak 2021 Cuma

2021


Acaba 2021'in 2020'den daha kötü olma şansı olur mu? Elbette bu ihtimal var ama 2020 herhalde bir çok insan için hayatının en kötü yılıydı. 2021'den sağlık dışında bir dileğim yok. Fotoğraf İskoçya'nın başkenti Edinburgh'dan. Herhalde 2021'den bir şeyler dilerken sokakların tüm dünyada tekrardan hareketlenmesini de dileyebiliriz. Herkese iyi yıllar.

30 Aralık 2020 Çarşamba

2021 Kitap Okuma Listesi

 


Yılın son günleri mutlaka yaptığım listeyi bu sene yine tamamladım. Instagram'da Bizim Büyük Challenge’ımız etkinliğine yine katıldım. 25 kitaplık listem hazır. Kitapları hazırlama sürecinde bu sene yine bir çok yazarı araştırma şansı buldum, bir çok yazar hakkında fikrim oldu, bir çok kitap hakkında araştırma yapmış oldum. Hem öğretici, hem keyifli bir kitap belirleme süreci yaşadım. Elbette amaç sadece 25 kitap okumak değil, keşke daha fazla kitap okuyabilsem ama böyle listeler beni daha motive ediyor. Bu sene listeyi hazırlarken yine arkadaş tavsiyelerini, Twitter'dan gelen önerileri ve arkadaşlarımın hep konuştuğu kült olmuş kitapları seçtim. Amacım 2021'in içinde en kısa sürede bu 25 kitabı tamamlayıp bir hedefi başarıyla bitirmenin mutluluğunu yaşamak. Sizler de kendinize böyle listeler yapabilirsiniz. Bakalım ne zaman bitireceğim. O zaman bir post daha girerim.

27 Aralık 2020 Pazar

Lion

 


Burası kişisel bir blog olduğundan filmler hakkında ne düşünüyorsam direkt yazıyorum. Bu film için buraya bir şeyler yazmaya şöyle başlamak istiyorum. Özellikle gerçek bir hikayeden alınmış olması sebebiyle ve oldukça kuvvetli bir oyuncu kadrosu olduğundan ilk film izleme anınızı bu yazıyı okuduktan sonra bu filmle doldurun. Pişman olmazsınız. Nicole Kidman, Dev Patel, Rooney Mara, Sunny Pawar ile beraber bizlere kusursuz bir film izlettiriyorlar. Filmin bazı anları, bazı söylenen cümleler ve son bölümü sizleri ağlatabilir.

La Belle Époque

 


''Küçük şeyler büyük farklar yaratır.''

Bazı filmleri izlediğimde işte sinema budur diyorum. Bu film onlardan birisi oldu. Geçmişten günümüze bir çok farklı senaristin yazdığı hikayeyi çok daha farklı şekilde bizlere anlatmayı başarmışlar. Filmin ilk saniyesinden son saniyesine kadar keyif ve mutluluk alıyorsunuz. Acaba insanlar olarak anılarda yaşattıklarımıza mı, kişilere mi yoksa tamamına mı hasret kaldık? Bu filmi keşke sinemada izleseydim. BeIN Connect üzerinden izleyebilirsiniz.

14 Aralık 2020 Pazartesi

Mank


Çok uzun zaman sonra televizyonun karşısına geçtim ve Netflix'i açarak bir film izledim. Mank. Bir çok arkadaşımdan tavsiye almıştım. Outurup sıkılmadan izledim. Ancak açıkcası kendimi bu film hakkında yazacak yeterlilikte görmüyorum. Zaten film yazmak çok başka olay. Buraya da sadece anı kalsın diye not alıyorum. Gary Oldman'ın oyunculuğu, Amanda Seyfried'in güzelliği ve filmin temposu yazabileceğim detaylar. Gerçek bir film yazısı okumak isteyenler Tanju Baran'ın bu yazısına baksın.

14 Eylül 2020 Pazartesi

Çaykur Rizespor 1 Fenerbahçe 2

Fenerbahçe 2020-2021 sezonuna 3 puanla başladı. Çaykur Rizespor deplasmanında 1-0’dan gelerek 1-2 kazandık.

Karşılaşmanın 75.dakikası “Penaltı kaçırdığımız, iyi oynarken geriye düştüğümüz, ilk 11’in 6-7 oyuncusu eksikken, çok kötü bir zemin varken böylesi bir deplasman kaybetmek bize çok şey kaybettirmez. Bu maçı unutup yolumuza bakalım.” diye düşündüğüm maçı kazanmak bizim için ekstra oldu.

Savunmada konsantre eksiklikleri, bazı oyuncuların yorgun olmaları, bazı oyuncuların formsuz olması derken ilk maç sonrası takım hakkında çok fazla eleştiri yapmak bana doğru gelmiyor. Sezon uzun, her şey yoluna girer. Takımın hırsı, maçı bırakmaması, birlik olması ilk maçtan çıkarılan iyi detaylar.

Günümüz futbolunda beklerin iyi olacak. Belki klişe bir cümle gibi gelecek ama bekleri iyi olan takımlar bir tık öne geçiyor. Geçtiğimiz seneler sıkıntı çektiğimiz sol ve sağ bek mevkilerinde Gökhan Gönül ve Caner Erkin gibi iki iyi ve kaliteli oyuncu izlemek hem bize mutluluk veriyor hem oyunu güzelleştiriyor.

Gökhan Gönül 1 gol attı, bir çok kademe yaptı, sürekli ileri-geri oynadı. Evet sezonu tek başına kaldıramaz ama oynadığı her maç bize büyük katkı verecek. Caner Erkin ise tam tersi hücumda kusursuz işler yaparken savunma anlamında kötü. Verdiğimiz pozisyonlarda hep onun adı var. Yine de asistini yaptı. Orta yapma konusunda yeteneği gerçekten farklı seviye. Penaltıyı kaçırmasına çok fazla takılmıyorum. İdeal ilk 11’e döndüğümüz zaman penaltıları onun atmayacağını düşünüyorum. 

Ferdi yorgundu, Thiam hazırlık maçlarına oranla düşüktü, Gustavo formsuzdu, Serdar kötüydü.

Frey takımın en çalışkan isimlerinden biriydi. 2 forvet oynadığımız maçlarda Frey’in bu performansı çok değerli olur.

“Büyük takım kalecisi tek başına puan kazandıracak.” Altay için böyle diyorlar. Madem öyle sayalım bakalım. İlk maçında Fenerbahçe’yi oyunda tuttu. 3 puan ✔️

Erol Bulut maç öncesi çok gergindi. Muhabirlerin basit sorularına bile agresif cevaplar verdi. Heyecanını zamanla yener. 

Pozisyon penaltı. Fenerbahçe’nin Sosa ile gole çevirdiği penaltıyı çok konuştular. Bana göre penaltı. Ancak burada not almak istediğim şey başka. Sezonun ilk haftası, 11 Eylül. Ancak Banu Yelkovan’ın anket açması, Okay Karacan’ın “içime sinmedi” demesi, Mehmet Özcan ve İbrahim Seten gibi isimlerin algı yapmalarını not alalım. Normalde ülke futbolundan bahsetmeyen insanların ülke futbolu konuşması, anketler açması, belli isimlerin hemen klasik cümlelerine dönmesi bizleri şaşırtmıyor. O yüzden Fenerbahçe camiası keşke bir arada dursa ve dış etkenlerle birlikte mücadele etse. Sezon çok şey getirecek.

Ozan Tufan klasik sezon öncesi kilosunda. Vücut yapısından dolayı biraz işleri gevşettiğinde hemen kilo alıyor. Zamanla kendine gelir. Zaten kendine gelmezse yerine oynayacak oyuncumuz var. Yedekte bekler.

Sezonun ilk resmi maçının maç duyurusunu Caner Erkin fotoğrafı ile yapmak bana çok yanlış geliyor. Zaten taraftarların bir kısmı tepkili. Böyle yaparak tepki çekmeye gerek yok. 

Sosyal Lig’de kazanmak istiyorsak Fenerbahçe’den oyuncu almayacağız.

Haftaya Hatayspor karşısında kazanıp Galatasaray deplasmanına moralli çıkmak lazım. 

Seyircisiz oynamak Fenerbahçe’ye avantaj olacak. Kadıköy’de zaten sahaya etki eden bir tribün yok. Böyle devam.

Fenerbahçe bir süredir YouTube kanalına ağırlık veriyor ve paralı üyelik yaptı. Bunu destekliyorum. Hazırlık maçlarını bile oradaki üyelere yayınlayabilirsiniz ama sezonun ilk maçından sonra insanların yıllardır özlemini çektiği otobüs canlı yayınını oradan yayınlamak bize bir şey kazandırmaz. İnsanlar ilk maçımızı kazanmamız sebebiyle keyifliyken o yayını FB Tv’den verip herkese ulaşmasını sağlamak lazım. O üyelere daha sonra özel içerikler yapmak ayrı bir şey. Umarım haftaya böyle bir yola gitmeyiz.

Sezon boyunca maç yazıları ile burada olmaya devam. Bu da bloga dönüş yazısı olsun. Aktif günlere başlarım.

12 Haziran 2020 Cuma

Başlıyoruz


Korona sonrası futbol geri dönüyor. Saat 21:00'de Fenerbahçe-Kayserispor maçıyla başlıyoruz. Gerçek bir teknik direktörü olmayan, mali açıdan sıkıntılı Fenerbahçe'nin önünde 8 lig maçı, 1 Türkiye Kupası maçı var. Avrupaya gitmek için kupa maçlarında alınacak 2 tane 1-0'lık yenilgi yetecek ama ligi de bırakmamak lazım. Ligde bir galibiyet 2.7 milyon tl olduğu yerde her maçı kazanıp kasaya biraz para girmesini sağlamak lazım. Fenerbahçe şu an ligde 40 puanla 7.sırada. Kalan haftalarda İstanbul dışı tek maçı Gençlerbirliği deplasmanı. Yani açıkcası diğer takımlara göre daha kolay maçlar oynayacağız. Elbette son 7 maçında galibiyet alamayan bir Fenerbahçe'den bahsediyoruz ancak bu ara umarım iyi gelmiştir. Ligde 8/8, kupada 2/2 Fenerbahçe için kötü geçen sezonun iyi bitmesini sağlayacak. Ayrıca Trabzonspor'un aldığı ceza sonrası kupadan elensek bile ligden de avrupa kupalarına gitme şansımız doğabilir. Sezon sonunda avrupa hakkı yanında lig üçüncüsü 21.4 milyon tl, lig dördüncüsü 14.3 milyon tl alacak. Yani tek bir sıra bile çok şey ifade ediyor. Umarım Fenerbahçe futbolsuz kaldığımız günlerde silkelenmiştir ve bizlere iyi bir son dönem yaşatır. Başlıyoruz...

4 Haziran 2020 Perşembe

Football Manager Oynama Mücadelesi # 6


Liga Adalante ilk sezonumu, toplamda 7.sezonumu bitirdim. Barcelona istifası onrası Real Murcia'nın teklifi kabul etmiş ve ilk sezonumda üst lige çıkarma başarısı göstermiştim. Ancak Liga Adalante ilk sezonum tam beklenen yerde tamamlandı. Sezon öncesi yönetimin ''küme düşmekten uzak kal'' şeklindeki isteğine cevap verdim. Artık seneye hedef LA Liga.

Liga Adalante ilk sezonumda 42 maç sonunda 15 galibiyet, 11 beraberlik ve 16 galibiyet elde ettim. Kötü değil ama iyi de değil. Sezona Alcoyano deplasmanında başladım ve henüz 29 dakika 0-2 öne geçtiğim maçı 4-2 kaybettim. Bu sezonun nasıl geçeceği hakkında bir ön fikir olmuştu. Ardından inişli çıkışlı bir performans sonrası ligi 13.sırada tamamladım.

Geçtiğimiz sezonun büyük kısmında yine sakatlıklar yakamı bırakmadı. Bunun yanında oyuncular birçok karşılaşma kırmızı kart gördü. Takımın en iyi oyuncusu geçen sezon olduğu gibi Luis Jose oldu. Ayrıca taraftarlar da yılın futbolcusu olarak bu ismi seçti. Umarım La Liga günlerini de göreceğim. Onun yanında yeni forvet transferim Yann-Benhamin Stiepermann 39 maçta 17 gol, 19 asist ile takımın diğer iyi oyuncusu oldu. Tabii sezon sonunda serbest kalma maddesini kullanarak 2.1 milyon euro karşılığında Rapid Wien'e gitmesine engel olamadım. Yine takımın bir başka iyi oyuncusu Etienne Colonna aynı şekil çıkış maddesini kullanarak 2.1 milyon euro karşılığında Valenciennes'e gitti. 


Yeni ve 8.sezonuma bu yazıyı yazdıktan sonra başlıyorum. Takımımı kurdum. Espanyol'dan 1.6 milyon euro'ya aldığım Guerrero sezonun devamında benim en büyük kozlarımdan biri olacak. Onun dışında ilk 11'e forvet olarak Pierre-Yves Le Goff'u transfer ettim. Bedava olarak kadroya kattığım oyuncunun sezon boyunca neler yapacağını çok merak ediyorum. İlk 11'e koyduğum diğer bir transferim ise ortasahanın ortasında oynatacağım Fabio Marzio Di Criscio. Adı çok güzel oyuncudan da beklentiler fazla. Stoper mevkisine de yine Sevilla'da Ignacio'yu koydum. Kiralık olarak takıma katılan Ignacio Boakye'nin yanında oynayacak. Bu arada Kenneth Boakye yine takımın en büyük kozlarından biri olacak. Birçok takımdan teklif almasına rağmen bizi bırakmadı.


Yeni sezona başlarken oynadığım hazırlık maçlarında iyi sonuçlar aldım. 5 hazırlık maçında da kaybetmedim. Sezona hazırım. Hedef bu sene La Liga. 8.sezona başlıyorum...

3 Haziran 2020 Çarşamba

The Lion King


Yıllardır herkes tarafından dillendirilen IMDb 250 film listesini bitirmek istemeseydim bu filmi izleme şansım olmazdı. Bir listeye bağlı olarak gittiğim için karşıma hangi türden, hangi film çıkarsa açıp izliyorum. The Lion King yani Türkçe adıyla Aslan Kral filmi çıkınca es geçmedim. Animasyon türünün en yüksek puanlı ikinci filmi. Film yavru bir aslan olan Simba'nın maceralarını anlatıyor. Animasyon film olmasına rağmen senaryosu ile oldukça beğendiğim bir film oldu. Yine hayatın her saniyesinden bir detay görmemiz mümkündü. Nasıl insanların birbirleri ile kavga ettiklerini, akrabaların bile bir araya gelemediğini, belli mevkiler için birbirlerine savaş açtığını, birbirlerini yenmek için her şeyi yaptığını, bu savaşta insanların güçlünün tarafında durduğunu, kaybedenin daima kenara atıldığını, işler değişirken yine tavırların değiştiğini, mücadeleden vazgeçmemek gerektiğini, her kötü anın bir çıkışı olduğunu bizlere hayvanlar alemi üzerinden şahane şekilde anlatıyorlar. Özellikle Simba gibi olmak lazım. Pes etmemek, mücadele etmek ve hakkımızı sonuna kadar aramak. Animasyon bir film bundan çok şey anlatamazdı. IMDb 34 numara. 1994 yılında yapılmış.

2 Haziran 2020 Salı

Les Quatre Cents Coups


Yine sinema tarihinin en özel filmlerinden birisini izlediğimi düşünüyorum. Orjinal adıyla Les Quatre Cents Coups, İngilizce adıyla The 400 Blows ve Türkçeye çevrilmiş haliyle 400 darbe. Yönetmen François Truffaut'un ilk uzun metrajlı fimi. Hayatına uyum sağlayamayan çocuğa hem ailesi tarafından, hem öğretmenleri tarafından nasıl yanlış şekilde yönlendirmeler yapıldığını, nasıl aslında hiç öyle davranılmaması gerekirken öyle davranıldığını bizlere gösteriyor. Hiçbir çocuğun da aslında sadece para vererek, önüne yemek koyarak yetiştirilemeyeceğini görüyoruz. Özellikle çocuğun ailesine karşı davranışları, ailesinin iş işten geçtikten sonra ilgi gösterir gibi olması ve çocuğun hayalinin yine kendi başına gerçekleştirmesi de filmi özel kılan anlardan bazıları. Özellikle çocuk oyuncuların çok iyi oynadığı bu film insanı toplumsal eleştiri konusunda düşünmeye itiyor. Aile baskısı tarafından büyüyen çocukların fazla olduğu ülkemizde bu gibi filmler keşke tüm çocuğu olan anne ve babalara izlettirilse. Her anlamda çok daha fazlasını verebilecek çocukların aslında en fazla nereye geldiğini hepimiz çok iyi biliyoruz. Vakit yaratın ve bu filmi izleyin. IMDb 221.

Oyun



Pelin Esmer'in bir başka belgeseli. Toros dağlarında bir köyde yaşayan döküz köylü kadının tüm işlerinin, hayat zorluğunun yanında bir tiyatro oyunu yazmasını ve sahnelemesini anlatıyor. Baskı altında kalan kadınların nasıl ayağa kalktıklarını ve korkulan ortamda tiyatro oyunu sahnelemesini anlatıyor. Mubi'den izleyebilirsiniz. Pelin Esmer'in yine kameramanlık dahil her şeyi yaptığı bir iş. 2005 yılından.

Psycho


Norman Bates ve Lila Crane'nin sadece otelde yaptıkları sohbet bile bu filmi aşırı sevmem için bir neden. Genel olarak çok beğendim. 1960 senesinde böylesine iyi kurgusu ve senaryosu olan film izlemek gerçekten sadece efsane yönetmenlerin başarabileceği bir şey sanırım. Bu filmi izleyince neden Alfred Hitchcock'un efsane yönetmen, bu filmin kült film olduğunu anlıyorsunuz. Gerçekten kusursuz. IMDb 40 numara. Ve bana göre üst sıralarda olmayı da hak eden bir film. İzleyin. Norman Bates efsane bir karaktersin. Unutulmazsın.