13 Şubat 2021 Cumartesi

State of Grace

 


Sean Penn'in içinde yer aldığı ancak diğer oyuncuların ön plana çıktığı yapımmış. Özellikle Jackie rolüyle Gary Oldman şahane oyunculuk sergilemiş. 1990 yapımı filmi 2021 senesinde izledim. Film çekildiği zaman 24 yaşında çok güzel bir kadın olan Robin Wright, Frankie rolüyle Ed Harris diğer oyuncular. Film bir çetenin içine sızan polis Terry'yi ve yaşadıklarını anlatıyor. Çocukluk arkadaşı Jackie ve çocukluk aşkı Kathleen işin içine girince olaylar klasik bir filme dönüşüyor. Açıkcası böyle bir son hayal ediyorsunuz ama yine de 2 saatten fazla süren bu filmi merakla izliyorsunuz. Blogda yerini alsın.

11 Şubat 2021 Perşembe

I Am Sam

 


Sean Penn bana göre en iyi oyunculuğu bu filmde sergilemiş. Beyninde bir gelişme problemi olan ve 7 yaşındaki bir çocuğun zekasına sahip olan Sam Dawson kızıyla beraber yaşıyor. Ancak küçük kıza bakamayacağı düşünüldüğü için çocuğu ondan almak istiyorlar ve film bu süreci anlatıyor. Avukatlığını yapan Rita ile beraber bu davayı kazanmak için hazırlanmaya başlıyorlar. Zaman zaman yaşadığı rahatsızlık nedeniyle çok büyük zorluklar çekse de sevgisi bazı şeyleri örtmeyi başarıyor. 2001 yapımı filmin 1 oscar adaylığı var. O da Sean Penn'in kazanamadığı en iyi erkek oyuncu kategorisi. Küçük kız Lucy'nin yaptıkları, Sam'in arkadaşlarının saflığı ve temizliği, yardımlaşmaları, avukatın zaman geçtikçe daha çok sahip çıkması ve davayı sahiplenmesi filmin güzel detaylarıydı. Baba olanlar filmi çok daha sever düşüncemi de yazıp konuyu kapatayım. İzleyin.

21 Grams

 


Filmleri böyle üst üste yazdığımda senelerin aynı olduğunu görmek beni şaşırtıyor. Gerçi farklı yönetmenler ama Sean Penn aynı senede belli bir kalitenin üstünde yapımlarda yer almış. Bu filmi daha çok beğendim. Bana göre Naomi Watts performansı daha iyiydi. Zaten oscar ödülünü almış. Film kısaca kesişen hayatları bizlere çok farklı bir yerden anlatıyor. Bir profesör, bir kadın, bir hasta. Bir kaza sonrası hepsi ortak bir noktada buluşuyor. Bu buluşmaya bazısı ''tesadüf'' ya da ''şans'' der, bazısı da ''ancak filmde olur.'' der. İzlerken bir saniye bile sıkılmıyor ve keyifle 2 saat geçiriyorsunuz. 2003 yapımı, 2 oscar ödüllü filmin yönetmeni Alejandro Gonzalez İnarritu. 

Mystic River

 


Mevzy Fener'den arkadaşım Kübra ile filmlerden konuşurken bana bu filmi önerdi ve onun da tavsiyeleri ile beraber bu hafta sadece Sean Penn filmleri izliyorum. Mystic River ile başladım. Film 3 arkadaşın geçmişte hokey oynarken polis görünümlü kişiler tarafından durdurulması ile başlıyor. Dave, Jimmy ve Sean isimli 3 arkadaştan Dave'i alıp götürüyorlar. Aradan geçen yıllar ve tekrar yolları kesişen 3 arkadaş. Bir cinayet araştırması için tekrardan karşı karşıya kalıyorlar. Filmin sonu güzel bitiyor. 2003 yapımı film. 2 oscar ödülü var. 

24 Ocak 2021 Pazar

Nomadland

 


Bazı filmleri herkese önermek istemiyorum çünkü benim yaşadığım ruh halinden ya da durumdan dolayı beğendiğimi düşünüyorum. Bu film onlardan birisi oldu. 60'lı yaşlarındaki Fern şehirdeki ekonomik sıkıntılardan dolayı etkilenir ve kendisine bir karavan ile bir yaşam tercih eder. Bu sırada ufak karavanında gezen Fern kendisi gibi olan insanlarla yakınlaşır. Özellikle filmin en etkileyici sahneleri birden değişen anlar. Gece ateş başında coşkuyla yaşanan anlardan sonra birden kamera sabaha döndüğü zaman gördüğümüz bir çölün ortasında tek başına bir karavan ve Fern bizlere çok şey anlatıyor. Çevresi çok olup tek olan insanlar, yalnız kaldığını düşünen insanlar, tüm dertleriyle tek başına boğuşmak zorunda kalan insanlar... Herkese hitap etmeyen ama içine girdiğin zaman çok şey anlatan filmlerden birisi. İyi ki izledim.

Bu arada filmin müzikleri kusursuz. Hayatımda izlediğim ve müzikleri en iyi olan filmlerden birisi. Şunu açın dinleyin. 

15 Ocak 2021 Cuma

Bir Veda; Wayne Rooney

 


2002-2004 Everton 77 maç, 17 gol, 2004-2017 Manchester United 559 maç, 253 gol, 2017/2018 Everton 40 maç, 11 gol, 2018/2019 DC United 52 maç, 25 gol, 2019/2020 Derby County 35 maç, 7 gol ve 2003 ile 2018 yılları arası İngiltere milli takımı forması ile 120 maçta 53 gol.

Manchester United ile şampiyonluklar, kupalar, büyük başarılar, rekorlar. Bizim açımızdan da önemli bir detayı var. Manchester United kariyerinin ilk maçını da çok iyi ve yakından hatırlıyoruz. 28 Eylül 2004 tarihinde Şampiyonlar Ligi'nde Fenerbahçe'ye karşı ilk kez United formasıyla oynuyor ve 3 gol, 1 asistle rüya gibi başlangıç yaparak adeta gelecek günlerin haberini veriyordu. Fenerbahçe'nin sahaya çıkan ilk 11'ine baktığımız zaman Alex, Nobre, Hooijdonk, Tuncay gibi oyuncuları görüyoruz. Tuncay'ın 4-2 yapan golünde tribünlere sus işareti yapması, Rooney'in frikik golünde Rüştü'nün kurduğu baraj bugün bile unutmadığımız detaylar. Rooney'e geri dönersek kariyeri boyunca hırsıyla, mücadelesi ile, bitiriciliği ile adeta bu kariyeri sonuna kadar hak etti diyebiliriz. Gol sevinçlerindeki hırsı bile görülmeye değerdi. Her zaman o United'ı da, Rooney'i de izlemekten büyük keyif almış hatta belki de hayatımda Old Trafford'da maç izlemeyi en çok istediğim dönemleri yaşamıştım. Kariyerinde attığı gollere baktığımda da herhalde en unutulmazı 2010/2011 sezonunda daha sonra Fenerbahçe'ye gelecek olan Nani'nin ortasında Manchester City karşısında attığı goldü. 253 gol ile Manchester United tarihinin, 53 gol ile İngiltere milli takımının en golcü futbolcusu olarak futbola veda etti.




Bloga gelip neden bir şeyler yazıyorum konusuna gelirsem gerçekten bana futbol anlamında en çok keyif veren oyunculardan birisiydi. Ronaldo, Giggs, Ferdinand, Scholes, Neville kardeşler, van Nistelrooy, Vidic, Nani, Evra gibi oyuncularla bir arada oynadığı yıllar bana United kadar keyif veren çok takım yoktu. Bundan sonra ise şu an Derby County'nin başında ve ilerleyen yıllarda Manchester United'ın başında nasıl bir teknik direktörlük performansı sergileyeceğini de çok merak ediyorum. Futbol sahalarından büyük bir iz bırakarak Wayne Rooney geçti.

10 Ocak 2021 Pazar

Karakomik Filmler & Karakomik Filmler 2


Şu hayatta en çok sevdiğim ünlü isimlerden birisi Cem Yılmaz'dır. Her akşam yayınlanan haber programlarına konuk olsun izlemeye çalışıyorum. Bana çok büyük bir keyif ve mutluluk veriyor. İçinde bulunduğu her şeyi görmek istiyorum. Bu filmleri ise geldiği zaman yaşadığım iş temposu nedeniyle sinemada izleme şansı bulamamıştım. Ancak izleme şansı bulamamak benim şansım olmuş. Karakomik Filmler 2 Arada ve Kaçamak isimli iki filmden oluşuyor. Birinci film feribotta çalışan Ayzek'in başından geçenleri anlatıyor. Elbette hayattaki her insanın yaşadıklarını anlatıyor ama o kadar. İkinci film Kaçamak. Haftasonu kaçamağı için bir spa merkezine giden 4 arkadaşın yaşadıklarını anlatıyor. Bazı anları güzel olsa da genel olarak bu da sınıfı geçen bir film olmadı. Karakomik Filmler 2 ise Deli ve Emanet isimli iki filmden oluşuyor. İlk film Deli. Taksi şöförü Güven'in başından geçenleri anlatıyor. Güven hepimiz gibi her an bir suça karışma potansiyeli taşıyan bir vatandaş. İnsanın başına her an bunun gelmesi muhtemel. Sonuçta Türkiye'de yaşıyoruz. İçerdiği mesaj ve Özkan Uğur'un iyi performansı ile beraber 4 film arasında en çok beğendiğim oldu. Son film Emanet ise amatör dansçı Birol'un meşhur olma yolculuğunu anlatıyor. Ancak bu yolda yaşadıkları hayatımızda her zaman karşımıza çıkan gerçekleri gözler önüne seriyor. Bazı anları güzel olsa da bu da olmamış.

Sonuç olarak Cem Yılmaz her zaman olduğu gibi yine farklı bir şeyler yapmak istemiş ama olmamış. Elbette insanların düşündüğü gibi de düşünmüyorum. ''Sen Cem Yılmaz'sın güldürsene bizi'' yaklaşımını da sevmiyorum. Elbettebu bu tarz filmler yapmaya kendisi karar verir ama bu filmler her sahnesinde mesaj içermesine, her sahnesinde sokaktan izler taşımasına, kendimizi görmemize, çevremizi görmemize rağmen olmamış. Yine de Cem Yılmaz'dır, desteklemeye, izlemeye devam edeceğim. Ancak olmadığı zaman da olmamış diyebilmek lazım. Bu arada filmleri Netflix'ten izledim. Sinemaya gidip para vermiş olsam daha çok üzülürdüm.

The Game


Geçtiğimiz ay Netflix'ten David Fincher'ın Mank filmini izlemiştim. O filmden bahsedince arkadaşlar David Fincher'ın diğer filmlerini önerdi. Gone Girl, Fight Club, Se7en, The Curious Case of Benjamin Button filmlerini daha önce izlemiştim. İzlemediğim 2-3 filmi kalmıştı. The Game onlardan birisi. Açıkcası gerilmek demeyeyim de filmin her geçen saniye sonunu görmek istedim. Acayip merak ettim nereye varacak bu yaşananlar. Çok basit bir doğum günü hediyesi veriliyor ve daha sonra gelişmeler başlıyor. Michael Douglas'ın şahane bir oyunculuğu var. Deborah Kara Unger oldukça güzel. Ama yazının sonunda 2021 yılında 1997 yapımı The Game izleyin demiyorum. Hadsizlik olur.
 

Succession

 


Twitter'da uzun süreler adını gördüm, övüldüğünü gördüm, ödül aldığını gördüm ancak açıp ne diye bakmamıştım. Ancak başladığım an ile bitirdiğim an arası acayip keyif aldım. Son zamanlarda izlediğim tartışmasız en iyi dizi ve hayatımda izlediğim en iyi dizilerden de birisi. Bir medya imparatorluğunu yöneten bir ailenin nasıl bir ilişki içinde olabileceğini bizlere çok net şekilde gösteriyor. Başrolünde 80 yaşındaki Logan Roy, çocukları Roman Roy, Shiv Roy, Kendall Roy ve Connor Roy. Açıkcası herhangi bir spoiler vermemek için çok şey de yazmak istemiyorum ama dileyenle dizi hakkında saatlerce konuşabilirim. En çok sevdiğim karakter sorusuna da 2 sezon, 20 bölüm izlemiş olmama rağmen bir cevap verebilir miyim emin değilim. Zaman zaman Shiv, zaman zaman Kendall, zaman zaman Roman en sevdiğim kişi olabiliyor. Bu arada beni yıllardır tanıyan ve bu diziyi izlemiş olanlar 20.bölüm tekne sahnelerinde neler hissettiğimi çok iyi anlamıştır. Ağzım açık izledim. Hele bir finali var ki akıl almaz... BeIN Connect üzerinden izleyebilirsiniz. 3.sezon gelecek... Ciddi şekilde tavsiye ediyorum.

1 Ocak 2021 Cuma

2021


Acaba 2021'in 2020'den daha kötü olma şansı olur mu? Elbette bu ihtimal var ama 2020 herhalde bir çok insan için hayatının en kötü yılıydı. 2021'den sağlık dışında bir dileğim yok. Fotoğraf İskoçya'nın başkenti Edinburgh'dan. Herhalde 2021'den bir şeyler dilerken sokakların tüm dünyada tekrardan hareketlenmesini de dileyebiliriz. Herkese iyi yıllar.

30 Aralık 2020 Çarşamba

2021 Kitap Okuma Listesi

 


Yılın son günleri mutlaka yaptığım listeyi bu sene yine tamamladım. Instagram'da Bizim Büyük Challenge’ımız etkinliğine yine katıldım. 25 kitaplık listem hazır. Kitapları hazırlama sürecinde bu sene yine bir çok yazarı araştırma şansı buldum, bir çok yazar hakkında fikrim oldu, bir çok kitap hakkında araştırma yapmış oldum. Hem öğretici, hem keyifli bir kitap belirleme süreci yaşadım. Elbette amaç sadece 25 kitap okumak değil, keşke daha fazla kitap okuyabilsem ama böyle listeler beni daha motive ediyor. Bu sene listeyi hazırlarken yine arkadaş tavsiyelerini, Twitter'dan gelen önerileri ve arkadaşlarımın hep konuştuğu kült olmuş kitapları seçtim. Amacım 2021'in içinde en kısa sürede bu 25 kitabı tamamlayıp bir hedefi başarıyla bitirmenin mutluluğunu yaşamak. Sizler de kendinize böyle listeler yapabilirsiniz. Bakalım ne zaman bitireceğim. O zaman bir post daha girerim.

27 Aralık 2020 Pazar

Lion

 


Burası kişisel bir blog olduğundan filmler hakkında ne düşünüyorsam direkt yazıyorum. Bu film için buraya bir şeyler yazmaya şöyle başlamak istiyorum. Özellikle gerçek bir hikayeden alınmış olması sebebiyle ve oldukça kuvvetli bir oyuncu kadrosu olduğundan ilk film izleme anınızı bu yazıyı okuduktan sonra bu filmle doldurun. Pişman olmazsınız. Nicole Kidman, Dev Patel, Rooney Mara, Sunny Pawar ile beraber bizlere kusursuz bir film izlettiriyorlar. Filmin bazı anları, bazı söylenen cümleler ve son bölümü sizleri ağlatabilir.

La Belle Époque

 


''Küçük şeyler büyük farklar yaratır.''

Bazı filmleri izlediğimde işte sinema budur diyorum. Bu film onlardan birisi oldu. Geçmişten günümüze bir çok farklı senaristin yazdığı hikayeyi çok daha farklı şekilde bizlere anlatmayı başarmışlar. Filmin ilk saniyesinden son saniyesine kadar keyif ve mutluluk alıyorsunuz. Acaba insanlar olarak anılarda yaşattıklarımıza mı, kişilere mi yoksa tamamına mı hasret kaldık? Bu filmi keşke sinemada izleseydim. BeIN Connect üzerinden izleyebilirsiniz.

14 Aralık 2020 Pazartesi

Mank


Çok uzun zaman sonra televizyonun karşısına geçtim ve Netflix'i açarak bir film izledim. Mank. Bir çok arkadaşımdan tavsiye almıştım. Outurup sıkılmadan izledim. Ancak açıkcası kendimi bu film hakkında yazacak yeterlilikte görmüyorum. Zaten film yazmak çok başka olay. Buraya da sadece anı kalsın diye not alıyorum. Gary Oldman'ın oyunculuğu, Amanda Seyfried'in güzelliği ve filmin temposu yazabileceğim detaylar. Gerçek bir film yazısı okumak isteyenler Tanju Baran'ın bu yazısına baksın.

14 Eylül 2020 Pazartesi

Çaykur Rizespor 1 Fenerbahçe 2

Fenerbahçe 2020-2021 sezonuna 3 puanla başladı. Çaykur Rizespor deplasmanında 1-0’dan gelerek 1-2 kazandık.

Karşılaşmanın 75.dakikası “Penaltı kaçırdığımız, iyi oynarken geriye düştüğümüz, ilk 11’in 6-7 oyuncusu eksikken, çok kötü bir zemin varken böylesi bir deplasman kaybetmek bize çok şey kaybettirmez. Bu maçı unutup yolumuza bakalım.” diye düşündüğüm maçı kazanmak bizim için ekstra oldu.

Savunmada konsantre eksiklikleri, bazı oyuncuların yorgun olmaları, bazı oyuncuların formsuz olması derken ilk maç sonrası takım hakkında çok fazla eleştiri yapmak bana doğru gelmiyor. Sezon uzun, her şey yoluna girer. Takımın hırsı, maçı bırakmaması, birlik olması ilk maçtan çıkarılan iyi detaylar.

Günümüz futbolunda beklerin iyi olacak. Belki klişe bir cümle gibi gelecek ama bekleri iyi olan takımlar bir tık öne geçiyor. Geçtiğimiz seneler sıkıntı çektiğimiz sol ve sağ bek mevkilerinde Gökhan Gönül ve Caner Erkin gibi iki iyi ve kaliteli oyuncu izlemek hem bize mutluluk veriyor hem oyunu güzelleştiriyor.

Gökhan Gönül 1 gol attı, bir çok kademe yaptı, sürekli ileri-geri oynadı. Evet sezonu tek başına kaldıramaz ama oynadığı her maç bize büyük katkı verecek. Caner Erkin ise tam tersi hücumda kusursuz işler yaparken savunma anlamında kötü. Verdiğimiz pozisyonlarda hep onun adı var. Yine de asistini yaptı. Orta yapma konusunda yeteneği gerçekten farklı seviye. Penaltıyı kaçırmasına çok fazla takılmıyorum. İdeal ilk 11’e döndüğümüz zaman penaltıları onun atmayacağını düşünüyorum. 

Ferdi yorgundu, Thiam hazırlık maçlarına oranla düşüktü, Gustavo formsuzdu, Serdar kötüydü.

Frey takımın en çalışkan isimlerinden biriydi. 2 forvet oynadığımız maçlarda Frey’in bu performansı çok değerli olur.

“Büyük takım kalecisi tek başına puan kazandıracak.” Altay için böyle diyorlar. Madem öyle sayalım bakalım. İlk maçında Fenerbahçe’yi oyunda tuttu. 3 puan ✔️

Erol Bulut maç öncesi çok gergindi. Muhabirlerin basit sorularına bile agresif cevaplar verdi. Heyecanını zamanla yener. 

Pozisyon penaltı. Fenerbahçe’nin Sosa ile gole çevirdiği penaltıyı çok konuştular. Bana göre penaltı. Ancak burada not almak istediğim şey başka. Sezonun ilk haftası, 11 Eylül. Ancak Banu Yelkovan’ın anket açması, Okay Karacan’ın “içime sinmedi” demesi, Mehmet Özcan ve İbrahim Seten gibi isimlerin algı yapmalarını not alalım. Normalde ülke futbolundan bahsetmeyen insanların ülke futbolu konuşması, anketler açması, belli isimlerin hemen klasik cümlelerine dönmesi bizleri şaşırtmıyor. O yüzden Fenerbahçe camiası keşke bir arada dursa ve dış etkenlerle birlikte mücadele etse. Sezon çok şey getirecek.

Ozan Tufan klasik sezon öncesi kilosunda. Vücut yapısından dolayı biraz işleri gevşettiğinde hemen kilo alıyor. Zamanla kendine gelir. Zaten kendine gelmezse yerine oynayacak oyuncumuz var. Yedekte bekler.

Sezonun ilk resmi maçının maç duyurusunu Caner Erkin fotoğrafı ile yapmak bana çok yanlış geliyor. Zaten taraftarların bir kısmı tepkili. Böyle yaparak tepki çekmeye gerek yok. 

Sosyal Lig’de kazanmak istiyorsak Fenerbahçe’den oyuncu almayacağız.

Haftaya Hatayspor karşısında kazanıp Galatasaray deplasmanına moralli çıkmak lazım. 

Seyircisiz oynamak Fenerbahçe’ye avantaj olacak. Kadıköy’de zaten sahaya etki eden bir tribün yok. Böyle devam.

Fenerbahçe bir süredir YouTube kanalına ağırlık veriyor ve paralı üyelik yaptı. Bunu destekliyorum. Hazırlık maçlarını bile oradaki üyelere yayınlayabilirsiniz ama sezonun ilk maçından sonra insanların yıllardır özlemini çektiği otobüs canlı yayınını oradan yayınlamak bize bir şey kazandırmaz. İnsanlar ilk maçımızı kazanmamız sebebiyle keyifliyken o yayını FB Tv’den verip herkese ulaşmasını sağlamak lazım. O üyelere daha sonra özel içerikler yapmak ayrı bir şey. Umarım haftaya böyle bir yola gitmeyiz.

Sezon boyunca maç yazıları ile burada olmaya devam. Bu da bloga dönüş yazısı olsun. Aktif günlere başlarım.