14 Ekim 2014 Salı

Pek Yakında


Fotoğraf çok şey anlatıyor, Cem Yılmaz'ın ''Pek Yakında'' filmi çekirdek alıp saatlerce sıkılmadan izleyeceğimiz bir film olmuş. Herhalde Cem Yılmaz olduğu için oluşan beklentiden kaynaklanıyor olacak ki filme gidenler ''güzel değil'' görüşünde birleşiyor. Kesinlikle katılmıyorum. Film gayet güzel. 


Zaman zaman kahkahalar, zaman zaman duygusal anlar derken sinemada sürenin nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz. Bu zaten filmin iyi olduğunu gösteriyor.


Sinemanın gururu filmci Zafer'in hikayesini baştan sonra keyifle takip edeceksiniz. Cem Yılmaz cümlesi oldu. Cem Yılmaz bunu tweet atsa kimse yadırgamaz.

Cem Yılmaz yine büyük oynamış, burada zaten Cem Yılmaz'ı değerlendirecek değilim. Hoş burada hiçbir oyuncuyu değerlendirmeye hakkım olmadığını düşünüyorum da yazıyoruz işte bir şeyler. Zafer Algçöz filmin bir numaralı adamı. Bence filmin yıldızı. Ahben rolü ile net efsane oyunculuk sergilemiş. Ahben'den sonra Zeki gelir. Zeki de bizi herhalde en çok güldüren insanlardan oldu. Özkan Uğur filmdeki adıyla Ejder zaten çok sevdiğim birisi. Hastalık sonrası böyle bir filmde, bu enerji ile görmek çok güzel. Efekt Ejder! Suat rolüyle Cengiz Bozkurt da efsane oynamış, çok efsane anları var. Gülerken yorulursunuz. Boğaç Boray rolüyle Ozan Güven de muazzam. Net her geçen film daha da büyüyor. Aslında bu oyuncuları tek tek yazmama gerek yoktu. Hepsi efsane oyuncular. Cem Yılmaz bu ekibi bozmuyor, bozmasın da, çok keyif alıyoruz.


Ayşen Gruda'nın filmde yer alması net klas hareket. Sinema tarihinin en efsanevi isimlerinden birisi.


Mazhar Alanson, Yılmaz Erdoğan, Nurgül Yeşilçay filmde yer alan diğer ünlü isimler. Tek sahnede gözükmelerine rağmen sırf Cem Yılmaz diye filmde yer almışlar. Belli. Arkadaş işi.

Her Şey Çok Güzel Olacak ve Eşkiya filmlerine atıfta bulunulması filmin güzel hareketlerinden. 

'' Cem Yılmaz oynasın, müziklerini de Mazhar Fuat Özkan yapsın. ''


Biz film ekibinin ne kadar eğlendiğini perde karşısında anlayabiliyoruz. O ekip film çekimleri süresince ne güzel eğlenmiştir be. İnsanın orada olası geldi.


Son söz olarak ben eğer sinema çıkışı sonrası ''Bir daha bu filme gider misin?'' sorusuna ''Kesinlikle, evet.'' diyorsam o film güzel olmuştur.

İnsanların ''Ama hep reklam, hep Pepsi'' diye filmi eleştirmesine de katılmıyorum. Çok abartılı bir şey olduğunu düşünmemekle beraber, ben o kadar çok filmin içine girdim ki, cidden dikkatimi bir an olsun bile bozmadı.

Film notuma gelecek olursak, ne notu be abi, film çok güzel. Verdiğiniz parayı sonuna kadar hakeden bir film olmuş.

9 Ekim 2014 Perşembe

Üçlük


Mücadele'ye mükemmel başlıyoruz, 9-0, rahat rahat oynuyoruz, savunma gayet iyi diyoruz. Ancak sonra birden geçen sezonlar gibi üçlük yemeye başlıyoruz. Tamam çok ekstra atışlar bile giriyor ama adamlar bomboş defalarca üçlük isabeti buldu. Demekki savunma anlamında bir şeyler ters gidiyor. Savunma tam anlamıyla hızlı değil, yardım savunması gelen her pozisyonun ardından rakip takım bomboş üçlük buluyor ve bunu cezalandırıyor. 

Yıllardır iyi kadrolar, iyi oyuncular, yıldızlar, sonuçta yine sezona Cumhurbaşkanlığı Kupası'nı vererek başlıyoruz. Çok önemli mi? Değil. Ancak sezonun kalanında yapacağımız maçlar için bir ışık tuttuğıu kesin.

Fenerbahçe Ülker bu savunma durumunu düzeltmezse, taraftarlar olarak çok isyan eder, takım olarak çok maç veririz.


Mücadele'nin kazanan Karşıyaka'yı, maç öncesi İstiklal Marşı söyleyen taraftarlarını, maç boyunca takıma destek veren Fenerbahçe taraftarlarını tebrik ederek bitirelim.

7 Ekim 2014 Salı

Fenerbahçe Ülker @ Türkiye Kupası


Obradovic geldiğinden bu yana bir kez bile maça gitmemiş bir Fenerbahçe taraftarı olarak bu sezonu çok erken açtım ve sezonun ilk 2 resmi maçını salonda takip ettim. Futbol branşına olan ilgim her geçen gün düşmesiyle orantılı olduğunu düşündüğüm gibi kurulan takımın hoşuma gitmesi de benim Kocaeli'den Perşembe günü ve arefe günü kalkıp Sakarya'ya gitmeme vesile oldu.

Başbakan Obradovic önderliğinde kurulan güzel takımı salonda seyretmek de bir o kadar keyifliymiş. Başa alalım...

Perşembe günü iş yerinde, Cuma günü evde yatarken gelen telefonlar sonrasında aniden yolumuz Sakarya'ya düştü. Yeni yapılan salonda ilk gün 10 tl - 1.kategori olacak diye, ama olmadı - ikinci gün ise 5 tl vererek maçları güzel açıdan takip ettik. Salon güzel olmuş notunu da buraya yazalım.

Mücadeleler hazırlık maçı havasında geçti. Ted Kolejliler maçının özellikle 3.çeyreğinde yaptığımız savunma görülmeye değerdi, Tofaş maçında ise ilk güne göre daha iyi bir Fenerbahçe Ülker savunması vardı. Takımda özellikle oyuncuların rahat hareketleri dikkat çekiyor. Emir takımda en iyi oyun kuran oyuncu. Bir kaç yıl içinde oyuncunun gelişimi takdiri hakediyor. Can çok büyük fayda sağlayacak. Basketbolu Fenerbahçe'de bırakırsa şaşırmam. Bogdan inanılmaz rahat, sanki antrenman maçında şut atıyor, ısınırken 12'de 11'i vardı. Hickman ve Goudelock için aynı cümlede bahsedebilirim. İstedikleri an istediklerini sahaya yansıtıyorlar. Asist, pas, şut, penetre. Ne isterlerse yapıyorlar. Çok büyük fayda sağlayacaklar. Vesely uçuyor, her şey yapıyor. Bjelica kasmadan oynadı, Tam anlamıyla bitse de gitsek modundaydı. Yine de çok iyi işler yaptı. Zoric de zaman zaman inanılmaz kaliteli işler yaptı. Serhat, Semih, Melih gibi oyuncular da kesinlikle fayda sağlayacaklar. Oyuncuları değerlendirmek için daha zamana ihtiyaç var. Şimdilik her şey iyi gibi.


Obradovic için ayrı paragraf açmak lazım. Bazen bir şeyleri abarttığını düşünüyorum. Tribünde baz bölümler sadece onu izledim. Yapılan hata sonrası oyuncularına attığı fırçalar adamı hayattan soğutur. Her yapılan hatadan sonra bench'e dönüp pozisyonu anlatıyor. Tabii bunu bağırarak yapıyor. Bir pozisyon Melih'e, bir pozisyon Hickman'a inanılmaz bir fırça attı. Yine de insan bir şeyler yazarken bile içiden ''Sen Obradovic'e sallama cesaretini nereden buluyorsun'' diye de geçirmiyor değil.

Takım bazı pozisyonlar topu inanılmaz güzel çevirdi, neredeyse her oyuncunun eline 2 kere atış fırsatı geldi ancak kimse potaya bakmadı. Zaten bu pozisyonlar sonrası Obradovic ya hemen oyuncu değiştirdi, ya hemen fırça attı ya da mola aldı.

Takım büyük keyif veriyor ya. Tribünde maçların nasıl geçtiğini anlamadım.


Bir oyuncunun nasıl olduğunu ısınmasından bile anlayabiliyorum diye iddialı bir cümle de kurabilirim.

2.maçın sonunda Goudelock'un üçlükleri çok iyiydi. Bizi bu hazırlık maçında bile ayağa kaldırdı.

Ömer Onan'ın Takım menejeri olarak görevde kalması klas hareket.

Isınırken Hickman rahat smaç basabiliyor mu cümlem bitmeden gelen inanılmaz smaç.

Euroleague maçları ile sezona devam ederim. Salonlar bu sezon büyük keyif verecek.

Şu hayatta Islama köfte gerçeği var. Sakarya'ya giden herkes ya ''Köfteci Mustafa'' ya da ''Tarihi Yenicami Lokantası''na uğramalıdır.

2 Ekim 2014 Perşembe

Maç Atkısı


Türkiye'de olmasını istediğim şey. Bir türlü tam anlamıyla oturamadı. Adamlar çeşit çeşit maç atkıları satışa çıkarıyor. Koleksiyon için çok iyi.

1 Ekim 2014 Çarşamba

Ronaldinho'dan Frikik


Ronaldinho'ya dilenmemek için hiçbir sebep yok. Bu sabah takımı 2-1 yenilirken maçın skorunu Ronaldinho 90+3'de belirlemiş. Bu yetenek, bu teknik bitmez.

30 Eylül 2014 Salı

Maç Günlüğüm # 125 / Kocaelispor'un Amatör Mücadelesi


20 sene öncesinden başladı benim Kocaelispor hikayem. O zamanlar 6-7 yaşındayım. Tabii doğal olarak o seneler babam ve ablam ile beraber gidiyorduk. Ama ne gitmek, evde köfte ekmekler hazırlanıyor, sular konuluyor, çekirdekler, adeta maça değil de pikniğe gidiyoruz. Tabii o zamanlar babamla gittiğimden Numaralı tribüne giriyoruz. Açımız şekil. Etrafta bir sürü tanıdık. Herkesle muhabbet. Artık her maç aynı tribüne girdiğimizden herkesin yüzüne aşinayız. Kombine alsak bu kadar birlik beraberlik sağlanamaz. Tabii o zaman tezahurat anlamında etkili değiliz. Sadece karşılıklı tezahuratlarda ve gollerde yerinden kalkan bir tribün. Kısacası ‘’Çekirdekçi’’ tribün. Koltuğa gazete serdiğimiz, maçtan önce tüm tribünlere konfeti dağıtılan günler. Kocaeli esnafının her maç öncesi tribünlere yiyecek dağıttığı günler. Ve tüm stadın ‘’ateşini yolla bana, kor alevler içindeyim bilmesen de…’’ şarkısını tezahurat olarak söylediği günler. Kısacası Kocaelispor’un efsane olduğu ve 3 büyüklere kafa tuttuğu günler. Ardından büyümeye başlıyorum, Fenerbahçe sevdamız tabiî ki de var ancak tribün olarak İstanbul’a gitme durumumuz yok, mahalleden otobüse atlayıp stada gitmek çok kolay. Gidiyorum ve tribünün en ateşli yerinde, zaman zaman davulun başında, zaman zaman setin altında, zaman zaman da en ateşli kitlenin arasında bu kez susmadan 90 dk tezahuratlarla Kocaelispor’un yanında oluyorum. Okuldan kaçıp da kupa maçına gittiğim günler, arka sırada Kocaelispor tezahuratları söylediğim günler. Tarih hocamızla Kocaelispor konuştuğumuz günler ve onun gazıyla defter sayfalarından konfeti yaptığım, sınıfa attığım ve ardından hocanın tek tek o konfetileri toplattığı günler. Ardından biraz daha büyüdükten sonra kombine ile her maça gittiğimiz ancak bu kez oturarak sadece bazı anlar tezahurat yaptığımız günler. Kendi açımdan asla unutamadığım Kocaelispor günleri.

Aradan geçen yıllardan sonra Kocaelispor alt lige de düştü, tekrardan süper lige de çıktı. Türkiye kupası zaferi, 3 büyük takıma karşı alınan galibiyetler, Uefa maçları, İzmir’de şampiyonluk… Ve ardından yanlış yönetimler sonrası gelinen malum nokta.

İnişler, çıkışlar derken 2014’ün Eylül ayında Kocaelispor kent takımlardan Çınarlıspor ile ilk kez seyircisinin karşısına çıkacaktı.  Yıllarca Süper Lig, 1.Lig maçlarına gittiğimiz efsane İzmit İsmetpaşa Stadyumu’na bu kez amatör lig maçı için giriyordum.

Passoliglilerin giremediği, kağıt biletin satıldığı ve sağanak yağmurlu bir günde stada giriyorduk. Önce Maraton, ardından Hodrimeydan’ı karşıdan izlemek için – biletim onların tribündendi – sahanın içinden geçerek kale arkası tribüne oradan da devre arası yine sahanın içinden Numaralı tribüne geçtim. Amatör Lig’de sahanın içinde dolaşmak serbest. 


Amatör Lig = Konuk takım futbolcularının 20’li dakikalarda yanımızdan geçerek tribünde tuvalete gitmeleri, ardından tekrar sahaya dönmeleridir.

Tribünler her geçen dakika daha da doldu. Yoğun yağmura rağmen yaklaşık 5 bin kişi. Ya da daha az. Böyle tahminlerle aram iyi değildir. Ancak coşkulu bir kitle. 90 dk susmayan, takıma tezahurat yapan Hodrimeydan grubu. Arada karşılıklı tezahuratlar ile tüm stadın coştuğu anlar.

Tam ‘’Beraber yürüdük biz bu yollarda, beraber ıslandık yağan yağmurda… ‘’ tezahuratının uyduğu gün.

İnanılmaz kötü bir zemin, fotoğraflardan gözüküyor. Sahada bu kötü zemine rağmen futbol oynamaya çalışan 2 takım. Kocaelispor’da İzmir’de alınan şampiyonluk kadrosunda da bulunan Hamza Mutlu 41 numaralı formasıyla kaptanlık yapıyor. Kalede yine şampiyonluk senesinden 37 yaşındaki Kılıçarslan Kopuz. Ve yine eski Kocaelispor oyuncusu Emirhan Önder. Onun dışında tamamı tanımadığım oyuncular.
Futbolcuların sahaya lisanslı Kocaelispor atkıları ile çıkmaları ve tribünlere dağıtması net dilenilecek olay.

Yoğun yağmur, tarla gibi saha, gol olması mümkün değil gibi gözüküyor. İlk yarı golsüz bitiyor. 2.yarıya her iki takımda formalarını değiştirerek başlıyor. Kocaelispor Çınarlıspor’dan daha iyi takım olduğunu 2.yarı her geçen dakika kanıtlıyor. 81.dk kazanılan penaltı vuruşu sonrası tribünler bayram yeri. Herkes golü bekliyor. Ve Gökhan Şahin Kocaelispor’un ilk amatör lig golünü atarak tarihe geçiyor. Golün daha anonsu yeni yapılırken bu kez kaptan Hamza Mutlu ortasahadan aldığı topu, bu berbat zemine rağmen müthiş taşıdı kalecinin üzerinden klas bir vuruşla ağlara yolladı ve Kocaelispor’a 2.golü getirdi ve maçın skorunu belirledi.

Mücadele sonrası futbolcuların galibiyet sevinçleri görülmeye değerdi.

Yaklaşık 5 bin kişi, kötü hava ve zeminde alınan bir galibiyet her haliyle güzeldir.

Ben de yıllarca Kocaelispor tribünlerine gitmiş biri olarak Kocaelispor’un ilk amatör lig galibiyetini, ilk golünü, İsmetpaşa’da ilk izlediğim amatör lig maçını çocuklarıma anlatırım.

Kocaelispor evinde ilk maçını 19 Ekim’de Ergene Velimeşe Spor ile oynuyor.  Hava da güzel olursa tribünler daha da dolu olur, ben de daha büyük keyif alırım. O maçın günlüğü ile tekrardan burada olurum.

Son söz ; Size göre dilencilik, bize göre futbol sevdası. 

27 Eylül 2014 Cumartesi

The Boy in the Striped Pyjamas


Hayatımda izleyip de en çok etkilendiğim filmlerden birisi. Yahudi soykırımı, Nazilerin işkenceleri bu kadar net, bu kadar sade şekilde daha iyi anlatılamazdı. Hiçbir şey yazmaya da gerek yok daha fazla. Mutlaka hemen izleyin. Bruno ve Shmuel... 

Kaptan


Birden gecenin bir saati aklıma geliyor. Açıyorum bir kaç videosunu, mest oluyorum. Sahada asistleri, pasları, çalımları, golleri. Neymiş be diyorum. Yaşadığımız sürece üzülüyorum. Alex, sahada yaptıklarını özlediğim tek futbolcu. Belki de Alex sonrası hiç kimseyi bu kadar özlemle beklemeyeceğim. Kaptan çok başkaydı be.

25 Eylül 2014 Perşembe

Minorca


İspanya Minorka'dan nefis iki fotoğraf. Minorka İspanya'ya ait Akdeniz'deki Balear adalarının bir parçasıdır. 82 bin nüfusu vardır. Kocaeli'den 3279 km. Tekneyle de gidilir. Belki bir gün yolumuz düşer hayali ile susalım.
 

Akıllı Hayran

Sahaya giriyorsan bir hedefin olacak. Bu fotoğlardaki çocuğun da hedefi var. Lampard'a sarılmak, fotoğraf çekilmek. Sahaya atlamış, fotoğraf çekilmiş, Lampard'a sarılmış, Lampard'ın da ona aynı şekil karşılık vermesi güzel detay. Sonra dünya yansa umrunda olur mu? Olmaz. Olmamış da, güvenlik görevlilerin elindeyken bile etrafa gülücük saçiyor. Hayatının anısı. Alex varken böyle bir şey yaşamayı isterdim. Biz cesaret edemedik, edenlere saygı duymakla geçelim.




23 Eylül 2014 Salı

Maç Günlüğüm # 124


Futbol konusunda kendini yetkili sanan, ülke futbolunu her geçen gün daha da çekilmez hale getirenler ve siyasetçilerin adımları ile başlayan, ancak başladığı günden bu yana hiçbir faydasını görmediğimiz Passolig saçmalığı yüzünden boş tribünler ile başlayan bir Süleyman Seba sezonu.

Kadıköy'de Pazar günü son şampiyon sahaya çıkacak ama etrafta maç havası yok. Passolig yüzünden maça bilet satılmıyor. Sadece kombine sahipleri yönetim tarafından verilen geçici kombine kartlarla maça girebiliyor. Evet Fenerbahçe yönetiminin Passolig konusunda direnmesi, imza atmaması güzel detay ama imza atmıyorsan bilet satabilecek adımları atacaksın ve ligin 3.maçında Kadıköy'de dolu tribünlere oynayacaksın.  Ayrıca şimdiye kadar iki maç kaçtı, madem Passolig'siz başladın bu saatten sonra da imza atma, kendi çözümünü bul. Passolig istemiyoruz diye net bir duruş koymaya devam et. Takdir etmeye devam edelim.


Passolig'in girmediği Yoğurtçu Parkı'nda yine dostlarla keyifli sohbet. Passolig olmayan yerlerde huzur var. Yoğurtçu Parkı o yerlerden birisi. Gelen herkes mutlu.  

Parka kombine çıksa alacak arkadaşlarım var. Ben de alırım.

Semt bizim, takım bizim, park bizim.

Tribünlere girerken inanılmaz rahatlık var. Ancak bu yapılan düzenden değil, Passolig'den kaynaklanıyor. Çünkü cidden Okul Açık tribününe giren kimse yok. Zaten tribünlerde 250-300 kişiydik.

Migros boş, Okul açık boş, kombine biletin ağırlıkta olduğu Maraton ve Fenerium tribünleri biraz daha dolu. Yine de boş tribünlere oynandı desek yanlış olmaz.

Okul Açık üst katta 25 kişiyiz. Yanlış değil, 25 kişiyiz. Ne set var, ne bağıran kitle. Passolig ve Fenerbahçe yönetiminin sayesinde Okul Açık boş. Neden Fenerbahçe yönetimi diyorum, çünkü Genç Fenerbahçeliler kombine almasın diye üst katın kombinelerini bu sezon öncesi satışa çıkarmadılar. Tabii yönetim demek ne derece doğru bilmem, Aziz Yıldırım & Genç Fenerbahçeliler kavgası tribünleri boşalttı.

Mücadele'yi bana göre penaltı olmayan bir penaltıyla 1-0 kazandık. Emre'nin golü. 
Gökhan Gönül'ü çok seviyordum, yine de seviyorum ama 2 sene öncesiyle arada uçurum var. 2 sene öncesinde Alex sonrası 2.sıraya yazardım. 


Yine de boşta olsa tribünlerden bahsedelim. 34.dk Ali İsmail Korkmaz tezahuratları çok iyiydi. Ve maçın en güzel anları 2.yarı ortalarında başladı. Maraton Üst önderliğinde başlanan ''
yenilsen bile maçın sonunda, sırılsıklam olsun o forma.'' tezahuratları ile beraber tribün en azından iyi bir seviyeye geldi. Ağızlara sağlık.


Mücadele 1-0 bitti ama kimsede eski coşku, heyecan yok. Ve bana göre eski sevinç de yok kimsede. Bu nereye kadar gidecek bilmem de tribünleri hızla bitirdiği gerçeğini yetkililer de bir an önce görür umarım.

Fenerbahçe için maçlara gitmeye, buraya bir şeyler karalamaya devam.


19 Eylül 2014 Cuma

Golcü


Mevcut futbol ortamında dilendiğimiz, izlemekten keyif aldığımız bir sürü takım ve oyuncu var. Ancak geçmişten bir isim söyleyeceksek bu kesinlikle Ronaldo olur. Doyamadık desek yeridir. Sakatlıklar yüzünden sekteye uğrayan bir kariyer.

Računajte Na Nas


Yugoslov Partizan marşı. Melodisi mükemmel. Sözlerinin tam anlamını bilmiyorum. Sadece güzel müzik diye dinliyorum. Son 10 saat içinde 50 kere dinledim. Dinledikten sonra gaza gelmemek mümkün değil. Partizan ve Kızılyıldız tribünleri gerek bu marşı gerekse bu melodiyle kendi yaptıkları tezahuratları tribünlerinde söylüyor. Fenerbahçe tribünlerinden de birileri bu melodiye beste yapsa gayet güzel olur. Hastası olduk. Youtube'da bir çok versiyonunu bulabilirsiniz ama en güzeli bu.

17 Eylül 2014 Çarşamba

We Are Liverpool

 2009'da oynanan Fiorentina maçından sonra ilk Şampiyonlar Ligi maçı. Benim için Şampiyonlar Ligi'nin olmazsa olmaz takımlarından birisi. Şampiyonlar Ligi'ne net çok yakışıyorlar. İlk maçlarında Ludogorets'i 2-1 yendiler. Balotelli ve Gerrard'ın golleri gelirken Ludogorets kalecisi Borjan uzatma dakikalarında maçı resmen hediye etmiş. 



15 Eylül 2014 Pazartesi

Yaz Bitti



















Son yılların en iyi yaz dönemini geçirdim. 13 Haziran ile 14 Eylül arasında Demtaş Koygun, Ağustos sonu ile Eylül başında 6 gün Kemer. Bloga da geri dönüş yapalım. Fotoğrafı da yazın ortalarında bir zaman ben çektim, herhangi bir filtre yok.